MalachiteCrescendo
Kayıtlı Kullanıcı
Bak, belki de hayatında ilk kez böyle bir şeyle karşı karşıyasın ve o kağıdı eline aldığında için öyle bir sıkıştı ki anlatamam. Bir senet, bir hesap ekstresi ya da herhangi bir resmi belge üzerinde senin adına atılmış bir imza gördüğünde hissettiğin o ilk panik anı... Vallahi bilirim o duyguyu, insanın kanı donuyor resmen. "Bu imza benim değil" diye haykırmak istiyorsun ama karşında ciddi ciddi bakan bir memur var ve diyeceklerini önceden hazırlaman lazım. İşte tam bu noktada devreye giren şey, bir imzaya itiraz dilekçesi yazman gerektiği gerçeği. Ama önce derin bir nefes al, çünkü bu süreç sandığın kadar korkutucu değil; sadece doğru adımları bilmek ve bunu doğru bir dille anlatmak meselesi.
Öncelikle şunu netleştirelim: elindeki belge bir icra takibine mi konu olmuş, yoksa bir mahkeme dosyasında mı? Çünkü cevap, dilekçeni nereye vereceğini ve hangi yasal dayanakla yazacağını tamamen değiştiriyor. Eğer bir icra dairesinden tebligat aldıysan, işin rengi biraz daha farklı; orada itiraz süresi genelde 5 gün gibi kısacık bir süre ve bu süreyi kaçırırsan işin içinden çıkılmaz bir hale gelebilir. Ama asıl mahkemeye taşınan bir davada, özellikle kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte, imzaya itirazın çok daha kritik bir yeri var. Hani derler ya "işin ciddiyeti belgenin türüne göre değişir", aynen öyle. Senin yapman gereken ilk iş, o tebligatın üzerindeki tarihi ve dosya numarasını bir kenara not etmek, sonra da sakin bir kafayla bu işin üstesinden gelebileceğini kendine hatırlatmak.
Peki bu dilekçe tam olarak ne işe yarıyor, neden bu kadar önemli? Düşünsene, birisi senin kimliğini kullanmış ya da senin adına sahte bir belge düzenlemiş; hukuk dünyasında bu, senin o belgedeki borcu kabul ettiğin anlamına gelmez mi? İşte imzaya itiraz, tam olarak bu varsayımı çürütmek için başvurduğun en etkili yol. Bu dilekçeyi verdiğinde aslında mahkemeye şunu diyorsun: "Ben bu imzayı atmadım, bu belge bana ait değil, lütfen bunu inceleyin." Ve mahkeme de bunu ciddiye almak zorunda, çünkü imza incelemesi bilirkişiye gider, grafologlar o yazıyı didik didik eder, senin el yazınla karşılaştırırlar. Abi işin özü şu ki, bu dilekçe senin hukuki bir zeminde "Ben yokum" deme biçimin; yoksa karşı taraf senin sustuğunu görünce işi olduğu gibi kabul eder geçer.
Şimdi gelelim asıl meseleye, o dilekçeyi nasıl yazacaksın? Bak burada sana bir sır vereyim: herkes avukat değil, herkes hukuk fakültesi mezunu değil, o yüzden dilekçenin şekil şartları kadar içindeki samimiyet ve açıklık da önemli. Ama tabii ki resmi bir belge olduğu için belli başlı unsurları içermesi şart; üstte yetkili mahkemenin ya da icra müdürlüğünün adı, dosya numarası, senin adın soyadın, T.C. kimlik numaran, adresin, karşı tarafın bilgileri... Sonra "Açıklamalar" kısmı ki işin can alıcı noktası burası. Burada olayı kendi ağzından, kendi cümlelerinle anlatacaksın: "İşbu belgedeki imza tarafıma ait değildir, zira söz konusu tarihte..." diye başlayıp devam et. Ama dikkat et, burada abartıya kaçmadan, net ve öz olmalısın; hikaye anlatmıyorsun, hakkını arıyorsun. Bir de şu var: dilekçenin sonunda "imzaya itirazımın kabulüne, takibin durdurulmasına" gibi taleplerini açıkça yazmalısın, yoksa mahkeme ne istediğini anlamaz, anladığında da iş işten geçmiş olabilir.
Bak şimdi, bu dilekçeyi yazarken en çok yapılan hatayı söyleyeyim mi? İnsanlar genelde "Ben böyle bir işle uğraşmadım, olabilir mi?" gibi muğlak ifadeler kullanıyorlar ya da tam tersine çok agresif bir üslupla "Bu kesinlikle sahte, beni dolandırdılar" diye yazıyorlar. İkisi de yanlış kardeşim, vallahi yanlış. Senin dilin hem net hem de ölçülü olmalı; duygusallık işine yaramaz, öfke de yaramaz. Sadece şunu söyle: "İmza bana ait değildir, inceleme talep ediyorum." Bu kadar basit, bu kadar net. Mahkeme zaten bu talebi gördüğünde bilirkişi incelemesi başlatacak ve asıl gerçek ortaya çıkacak. Senin işin, o kapıyı aralamak; gerisi hukukun işi. Ama şunu da unutma, bazen işin içine noter onaylı imza örnekleri falan giriyor, senin imzanın bulunduğu başka resmi belgeler isteniyor; işte o yüzden bu sürece başlarken tüm kimlik ve evrak işlerini düzenli tutman gerekiyor.
Bir de şu var: eğer bu işi tek başına yapmak istemiyorsan, çekinme bir avukata danış. Hani bazıları der ya "Abi avukata para mı verilir?" diye; bak, bu konuda yanlış tasarruf yapıp da hakkını kaybetmektense, bir profesyonelin sana yol göstermesi her zaman daha güvenlidir. Ama diyelim ki maddi durumun elvermiyor ya da süre çok kısa; o zaman da kendi dilekçeni kendin yazabilirsin, bu senin en doğal hakkın. Önemli olan, o dilekçeyi zamanında ve doğru yere iletmen. Hatta bazı durumlarda dilekçeni elden verip üzerine "Aslı gibidir" damgası veya kayıt numarası alman, ileride "Ben vermiştim" demen için çok önemli. Çünkü süreçlerde her şey yazılı belgeye dayanır, sözünü ispat etmen gerekir, o yüzden elinde mutlaka bir kanıt olsun.
Unutma ki bu dilekçe bir formalite değil, senin anayasal hakkın olan savunma hakkının bir parçası. İmzanın taklit edilmesi, sahtecilik, dolandırıcılık... bunlar hayatın acı gerçekleri ve maalesef herkesin başına gelebilir. Önemli olan, bunu karşında bir dağ gibi görmemen; çünkü çözümü var, üstelik senin elinde. O yüzden o kağıdı al, bir masaya otur, şu an yazdıklarımı bir kez daha oku ve kendi cümlelerinle, kendi samimiyetinle o dilekçeyi yaz. İşin sonunda ne mi olacak? Bilirkişi raporu gelir, eğer imza gerçekten sana ait değilse büyük ihtimalle takip durur, dava lehine sonuçlanır ve sen o korkulu rüyadan uyanmış olursun. Ama ya imza seninse? O zaman da demek ki bir karışıklık var demektir, onu da çözersin elbette; yeter ki ilk adımı at, dilekçeni ver.
Hani en başta söylemiştim ya "insanın kanı donuyor" diye; işte o duyguyu atlattıktan sonra asıl önemli olan aklını başına toplamak ve bu işin üstesinden gelebileceğine inanmak. Bu yazdıklarım bir hukuk makalesi değil, sadece senin gibi bu süreçten geçmiş ya da geçmekte olan birinin tecrübesi. O yüzden kendine güven, süreci takip et, dilekçeni ver ve sonucu bekle. Vallahi bu işler sanıldığı kadar karanlık değil; biraz sabır, biraz özen, bir de doğru dilekçe... gerisi kendiliğinden gelir. Hadi bakalım, kolay gelsin.
Öncelikle şunu netleştirelim: elindeki belge bir icra takibine mi konu olmuş, yoksa bir mahkeme dosyasında mı? Çünkü cevap, dilekçeni nereye vereceğini ve hangi yasal dayanakla yazacağını tamamen değiştiriyor. Eğer bir icra dairesinden tebligat aldıysan, işin rengi biraz daha farklı; orada itiraz süresi genelde 5 gün gibi kısacık bir süre ve bu süreyi kaçırırsan işin içinden çıkılmaz bir hale gelebilir. Ama asıl mahkemeye taşınan bir davada, özellikle kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte, imzaya itirazın çok daha kritik bir yeri var. Hani derler ya "işin ciddiyeti belgenin türüne göre değişir", aynen öyle. Senin yapman gereken ilk iş, o tebligatın üzerindeki tarihi ve dosya numarasını bir kenara not etmek, sonra da sakin bir kafayla bu işin üstesinden gelebileceğini kendine hatırlatmak.
Peki bu dilekçe tam olarak ne işe yarıyor, neden bu kadar önemli? Düşünsene, birisi senin kimliğini kullanmış ya da senin adına sahte bir belge düzenlemiş; hukuk dünyasında bu, senin o belgedeki borcu kabul ettiğin anlamına gelmez mi? İşte imzaya itiraz, tam olarak bu varsayımı çürütmek için başvurduğun en etkili yol. Bu dilekçeyi verdiğinde aslında mahkemeye şunu diyorsun: "Ben bu imzayı atmadım, bu belge bana ait değil, lütfen bunu inceleyin." Ve mahkeme de bunu ciddiye almak zorunda, çünkü imza incelemesi bilirkişiye gider, grafologlar o yazıyı didik didik eder, senin el yazınla karşılaştırırlar. Abi işin özü şu ki, bu dilekçe senin hukuki bir zeminde "Ben yokum" deme biçimin; yoksa karşı taraf senin sustuğunu görünce işi olduğu gibi kabul eder geçer.
Şimdi gelelim asıl meseleye, o dilekçeyi nasıl yazacaksın? Bak burada sana bir sır vereyim: herkes avukat değil, herkes hukuk fakültesi mezunu değil, o yüzden dilekçenin şekil şartları kadar içindeki samimiyet ve açıklık da önemli. Ama tabii ki resmi bir belge olduğu için belli başlı unsurları içermesi şart; üstte yetkili mahkemenin ya da icra müdürlüğünün adı, dosya numarası, senin adın soyadın, T.C. kimlik numaran, adresin, karşı tarafın bilgileri... Sonra "Açıklamalar" kısmı ki işin can alıcı noktası burası. Burada olayı kendi ağzından, kendi cümlelerinle anlatacaksın: "İşbu belgedeki imza tarafıma ait değildir, zira söz konusu tarihte..." diye başlayıp devam et. Ama dikkat et, burada abartıya kaçmadan, net ve öz olmalısın; hikaye anlatmıyorsun, hakkını arıyorsun. Bir de şu var: dilekçenin sonunda "imzaya itirazımın kabulüne, takibin durdurulmasına" gibi taleplerini açıkça yazmalısın, yoksa mahkeme ne istediğini anlamaz, anladığında da iş işten geçmiş olabilir.
Bak şimdi, bu dilekçeyi yazarken en çok yapılan hatayı söyleyeyim mi? İnsanlar genelde "Ben böyle bir işle uğraşmadım, olabilir mi?" gibi muğlak ifadeler kullanıyorlar ya da tam tersine çok agresif bir üslupla "Bu kesinlikle sahte, beni dolandırdılar" diye yazıyorlar. İkisi de yanlış kardeşim, vallahi yanlış. Senin dilin hem net hem de ölçülü olmalı; duygusallık işine yaramaz, öfke de yaramaz. Sadece şunu söyle: "İmza bana ait değildir, inceleme talep ediyorum." Bu kadar basit, bu kadar net. Mahkeme zaten bu talebi gördüğünde bilirkişi incelemesi başlatacak ve asıl gerçek ortaya çıkacak. Senin işin, o kapıyı aralamak; gerisi hukukun işi. Ama şunu da unutma, bazen işin içine noter onaylı imza örnekleri falan giriyor, senin imzanın bulunduğu başka resmi belgeler isteniyor; işte o yüzden bu sürece başlarken tüm kimlik ve evrak işlerini düzenli tutman gerekiyor.
Bir de şu var: eğer bu işi tek başına yapmak istemiyorsan, çekinme bir avukata danış. Hani bazıları der ya "Abi avukata para mı verilir?" diye; bak, bu konuda yanlış tasarruf yapıp da hakkını kaybetmektense, bir profesyonelin sana yol göstermesi her zaman daha güvenlidir. Ama diyelim ki maddi durumun elvermiyor ya da süre çok kısa; o zaman da kendi dilekçeni kendin yazabilirsin, bu senin en doğal hakkın. Önemli olan, o dilekçeyi zamanında ve doğru yere iletmen. Hatta bazı durumlarda dilekçeni elden verip üzerine "Aslı gibidir" damgası veya kayıt numarası alman, ileride "Ben vermiştim" demen için çok önemli. Çünkü süreçlerde her şey yazılı belgeye dayanır, sözünü ispat etmen gerekir, o yüzden elinde mutlaka bir kanıt olsun.
Unutma ki bu dilekçe bir formalite değil, senin anayasal hakkın olan savunma hakkının bir parçası. İmzanın taklit edilmesi, sahtecilik, dolandırıcılık... bunlar hayatın acı gerçekleri ve maalesef herkesin başına gelebilir. Önemli olan, bunu karşında bir dağ gibi görmemen; çünkü çözümü var, üstelik senin elinde. O yüzden o kağıdı al, bir masaya otur, şu an yazdıklarımı bir kez daha oku ve kendi cümlelerinle, kendi samimiyetinle o dilekçeyi yaz. İşin sonunda ne mi olacak? Bilirkişi raporu gelir, eğer imza gerçekten sana ait değilse büyük ihtimalle takip durur, dava lehine sonuçlanır ve sen o korkulu rüyadan uyanmış olursun. Ama ya imza seninse? O zaman da demek ki bir karışıklık var demektir, onu da çözersin elbette; yeter ki ilk adımı at, dilekçeni ver.
Hani en başta söylemiştim ya "insanın kanı donuyor" diye; işte o duyguyu atlattıktan sonra asıl önemli olan aklını başına toplamak ve bu işin üstesinden gelebileceğine inanmak. Bu yazdıklarım bir hukuk makalesi değil, sadece senin gibi bu süreçten geçmiş ya da geçmekte olan birinin tecrübesi. O yüzden kendine güven, süreci takip et, dilekçeni ver ve sonucu bekle. Vallahi bu işler sanıldığı kadar karanlık değil; biraz sabır, biraz özen, bir de doğru dilekçe... gerisi kendiliğinden gelir. Hadi bakalım, kolay gelsin.