Kambiyo Takibinde İmzaya İtiraz Dilekçesi

İcra ve hukuk süreçleri, borç takibi ve hukuki danışmanlık forumu. Sorularınızı sorun, uzmanlardan yanıt alın.

ObsidianResonance

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
431
Tepkime puanı
0
ObsidianResonance
Bak şimdi, başına gelmeyen bilmez ama gelince de ne yapacağını şaşırıyor insan. Bir sabah kalkıyorsun, kapıda tebligat... Üzerinde senin adın yazan bir senet, bir çek, bir bono... Ve altında da senin olmayan bir imza. Düşünsene, senin adın orada, imzan diye gösterilen şey ise tamamen yabancı. İlk anda insanın aklına ne mi geliyor? "Bu nasıl olur, ben bu kağıdı hiç görmedim" diyorsun ama karşında duran gerçek şu: hakkında kambiyo takibi başlatılmış. İşte tam bu noktada imzaya itiraz dilekçesi devreye giriyor ve bu dilekçe, aslında senin kurtuluş reçeten olabilir. Ama dikkat et, bu iş öyle "ben imzam değil" deyip geçeceğin bir iş de değil. Bunun bir usulü var, bir süresi var ve en önemlisi, bunu doğru yapmazsan boğazına kadar borçlu duruma düşebilirsin. Abi ya, vallahi billahi diyorum sana, bu işin şakası yok.

Şimdi öncelikle şunu netleştirelim: Senin itirazın, borca itiraz değil. Aman ha bunu karıştırma, çünkü bu ikisi taban tabana zıt şeyler. Borca itiraz edersen, "ben bu parayı borçlu değilim" dersin ve bu itiraz takibi durdurur, alacaklı mahkemeye gitmek zorunda kalır. Ama imzaya itiraz bambaşka bir kapı... Sen burada "ben bu senedi imzalamadım, bu imza bana ait değil" diyorsun. Yani kabul etmiyorsun ki o kağıdın üzerindeki imzanın sana ait olduğunu... Ve işin güzel tarafı, eğer gerçekten imza sana ait değilse, bu itiraz çok güçlü bir koz. Çünkü mahkeme işin özüne iner, bilirkişi atar, o imzayı inceler, senin ıslak imzalarınla karşılaştırır ve sonunda gerçek ortaya çıkar. Ama asıl mesele şu ki, bu dilekçeyi doğru zamanda, doğru mercie ve doğru gerekçelerle vermen lazım... Yoksa ne mi olur? İtirazın reddedilir, takip devam eder ve üstüne bir de tazminat ödersin. Yani sırf süreci bilmediğin için, hem borçlu hem de mağdur duruma düşersin.

Gelelim süre meselesine, ki bu işin en kritik noktası burası. Ödeme emrini aldığın tarihten itibaren beş günün var. Evet, beş gün... Ne yirmi gün, ne on beş gün... Beş gün. Bu süre hak düşürücü süre, yani bu süreyi kaçırdın mı, imzaya itiraz hakkın yanıp kül oluyor. Düşünebiliyor musun, insanın hayatı beş güne sıkışmış durumda. O yüzden diyorum ki, tebligat eline ulaşır ulaşmaz otur, panik yapma ama hızlı davran. Hiç vakit kaybetmeden bir avukata danış ya da en azından icra dairesine gidip hangi mahkemeye başvuracağını öğren. Unutma, burada muhatabın icra mahkemesi... İcra Mahkemesi'ne dilekçe vereceksin. Normal mahkemeye falan değil, ha bire yanlış yere gidip de "ben dilekçemi verdim" sanma, çünkü yanlış yere verilen dilekçe, verilmemiş sayılabilir ve süre de kaçmış olur. O yüzden bir kez daha söylüyorum, beş gün, ha beş gün... Kulağına küpe olsun bu.

Peki bu dilekçenin içinde ne mi yazacak? İşte burası da ayrı bir önem taşıyor. Dilekçenin başında icra mahkemesinin adını yazacaksın, sonra senin bilgilerin, karşı tarafın bilgileri, takip dosya numarası... Ve asıl can alıcı kısım: imzanın size ait olmadığını açıkça belirteceksin. Ama öyle "ben imzalamadım" deyip bırakmak yok, abi ya... O imzanın neden size ait olmadığını, senedin nereden çıktığını, böyle bir borcun varlığından haberdar olmadığını, hatta o tarihte nerede olduğunu, ne yaptığını bile anlatmalısın. Ne kadar detay verirsen, mahkeme o kadar ciddiye alır ve bilirkişi incelemesi o kadar titiz yapılır. Çünkü mahkeme, sadece senin beyanınla yetinip "t
sana "hadi canım, doğrudur, imza değil" deyip dosyayı öylece kapatmaz. O işin peşini bırakmaz, abi ya… Bilirkişi atar, senin nüfus cüzdanındaki, bankadaki, noterdeki, muhtarlıktaki hatta eski işyerindeki tüm ıslak imzalarını toplatır, o senedin üzerindeki imzayla karşılaştırır. Eğikliklere bakar, basınç noktalarına bakar, harflerin devamlılığına bakar... Ve sonunda o imza kimin elinden çıkmışsa, bilirkişi raporunda apaçık yazar. Ama sakın ha "zaten bilirkişi gerçeği ortaya çıkarır" deyip de dilekçeyi savsaklama. O bilirkişi raporuna giden yol, senin dilekçendeki iddialardan geçer. Ne kadar net, ne kadar somut, ne kadar inandırıcı anlatırsan, mahkeme de o kadar ciddiye alır. İmzanın kopyalandığını düşünüyorsan onu söyle, o sırada nerede olduğunu, ne işle uğraştığını yaz, hatta varsa tanıklarını bile dilekçede zikret.

Bir de şu var: imzaya itiraz ederken "ıslak imza" kavramını sakın gözden kaçırma. Dilekçende açık açık "senet üzerindeki imza ıslak imzam değildir" diye yaz. Çünkü bazen insanlar "bu bana ait değil" deyip geçiyor, mahkeme de haklı olarak soruyor: "Hangisi? Fotokopideki mi, asıl senetteki mi?" Orada iş karışmasın diye, daha en baştan neyi inkar ettiğini tam olarak söyle. "Söz konusu senetteki imza, tarafıma ait olmayıp taklit edilmiştir." İşte bu cümle, işin özünü en doğru anlatan cümledir. Yoksa lafı dolandırırsan, avukatın bile "hocam sen ne diyorsun, imza sana mı ait değil, yoksa borca mı itiraz ediyorsun?" demek zorunda kalır. O yüzden her şeyi açık konuş, muallakta bırakma.

Peki bu dilekçeyi vermezsen neler olur biliyor musun? Beş gün geçti, itiraz hakkını kullanmadın. O senet kesinleşir, takip kesinleşir... Sonra maaşına haciz gelir, bankadaki paran bloke olur, kapına haciz memuru dayanır. Üstelik sen o senedi hiç görmemiş, o imzayı hiç atmamış, o borca hiç girmemiş olsan bile. İşte bu yüzden beş gün dediğimiz o süre, aslında hayatının dönüm noktasıdır. O tebligat eline ulaştığı anda ne yapacağını bilmiyorsan bile, en azından bir avukata ulaş. Ne yaparsan yap, internetten bulduğun hazır imzaya itiraz dilekçesi örneğini aynen kopyalayıp gönderme. O şablonlar geneldir, senin dosyanın şartlarına uymayabilir. Her senet farklıdır, her takip farklıdır, her hayat hikayesi farklıdır. O dilekçe, senin hikayeni anlatmalı; hazır kalıplarla işin içinden çıkmaya çalışmak, kayaya tohum ekmek gibidir.

Mahkeme sürecine gelince... Dilekçen verildikten sonra iş bitmiyor, asıl mücadele orada başlıyor. Mahkeme, karşı tarafın da görüşünü alır. Alacaklı gelir, "yok efendim imza onun, borçlusun, öde" der. İşte tam o anda senin dilekçendeki somut itirazlar devreye girer. Eğer itirazın ciddi bulunursa, mahkeme duruşma yapar ve bilirkişi incelemesine hükmeder. O inceleme süresince icra takibi de durur, yani haciz falan yapamazlar, satış yapamazlar, rahat bir nefes alırsın. Sonra bilirkişi raporu gelir... Eğer "imza size ait değil" derse, ortalık toz duman olur. Alacaklı kötü niyetliyse, onun haksız takip yaptığı sabit olur ve tazminat ödemeye mahkum edilir. Sen de hem borçtan kurtulursun hem de üstüne bir de tazminat alırsın. Adalet yerini bulur, hani derler ya... Ama işte, bütün bunların ön koşulu o ilk beş gün içinde doğru dilekçeyi, doğru gerekçelerle vermiş olmandır. Yoksa ne hakkın kalır ne de adalet arayacak gücün.

Son bir şey daha diyeyim, sonra sözü uzatmayayım. Sakın "ben haklıyım, ben iyi niyetliyim, mahkeme zaten benim yanımda olur" diye düşünme. Mahkeme kimsenin yanında olmaz; mahkeme belgenin, delilin, sürecin yanında olur. Senin dilekçen de işte o sürecin ilk adımıdır, en önemli adımıdır... Onu ne kadar düzgün, ne kadar açık, ne kadar samimi yazarsan, o kadar güçlü olursun. İmzaya itiraz, kambiyo takibinde gerçekten en etkili kozlardan biri. Ama kozu yanlış zamanda, yanlış şekilde oynarsan, kendi elindeki kozu da yakarsın. O yüzden tebligat geldiğinde panikleme, ama ihmal de etme. Otur, düşün, araştır, yaz... Ve beş günü asla gözden çıkarma. Çünkü o beş gün, bazen bir ömrün kurtuluşudur...
 
Geri