MalachiteCrescendo
Kayıtlı Kullanıcı
Senin başına gelmedi belki ama biliyorum ki bir tanıdığının, bir dostunun, hatta bir akrabanın başına mutlaka gelmiştir. Bir imza, imzalanmış bomboş bir kağıt, sonra yıllar sonra ortaya çıkan kocaman bir borç... İşte tam da bu noktada devreye giren şey, adına "bedelsiz senet" denen o kavram ve onunla birlikte yazılan "borca itiraz dilekçesi"dir. Abi, bu işler öyle basit değil, bir kağıt parçasına imza atmakla borçlu kalmak arasında incecik bir çizgi var ve o çizginin üzerinde yürüyen binlerce insan var. Sana samimi bir dille anlatmaya çalışacağım, çünkü google'da arattığında karşına çıkan o resmi ve soğuk metinler insanı daha da fazla korkutuyor, elini kolunu bağlıyor. Oysa ki mesele, aslında doğru bir dilekçe yazıp doğru yere başvurmaktan geçiyor, hepsi bu.
Şimdi gelelim şu işin aslına... Elinde bir senet var, üzerinde senin imzan var ama karşı taraftan para falan almadın, değil mi? Ya da aldın ama tamamını ödedin, senedi geri alamadın, başına bir iş geldi. Her neyse, bu senet bir şekilde bankaya veya notere gitti ve oradan alacaklı olduğunu iddia eden bir kişi, senin hakkında icra takibi başlattı. İşte o anda gönderilen ödeme emrine karşı yapman gereken şey, "borca itiraz" mekanizmasını kullanmak. Bunu yapmazsan, yani o kırmızılı kağıttaki süreye uymazsan, borç kesinleşir ve mal varlığın tehlikeye girer. Ama sakın ha panik yapma, çünkü kanun bu durumda sana bir kalkan vermiş ve o kalkanı doğru sallamayı bilmen gerekiyor.
Hani derler ya, "işin püf noktası" diye, işte bu işin püf noktası süre. O ödeme emri eline ulaştıktan sonra genellikle yedi gün gibi kısacık bir süren var ve bu süre içinde icra dairesine başvurup ya da online sistemden borca itiraz dilekçesi vermen gerekiyor. Ben sana tavsiye veriyim, bu süreyi asla boş geçirme, hemen harekete geç. Çünkü bir kez süreyi kaçırdın mı, işler gerçekten zorlaşıyor, dilekçe falan hikaye olmaya başlıyor. Peki bu dilekçeye ne yazıyorsun, dersen eğer... İşte asıl mesele orada çünkü herkes "borcum yok" diyip geçiyor ama bunun altını doldurmak, gerekçeleri sıralamak ve somut olayı anlatmak gerekiyor.
Dilekçenin kalbi, senet bedelinin size hiç ödenmediğini ya da ödendiği halde senedin iade edilmediğini samimi ve açık bir dille anlatmaktan geçiyor. Mesela, "Ben bu senedi şu tarihte imzaladım, karşılığında bana hiç para verilmedi" gibi net cümleler kurmalısın. Ayrıca, bu iddianı destekleyen delilleri varsa sunmalısın, yoksa da bunu beyan etmelisin. İş banka hesap hareketlerine geliyor, o yüzden mümkünse hesap dökümlerini dilekçene eklemeyi unutma. Çünkü bir hakim ya da icra müdürü, senin sadece söylediğine değil, ortaya koyduğun belgelere bakar, gerisini boş ver. Bu yüzden ne kadar çok evrak eklersen, o kadar inandırıcı oluyorsun...ve sonuçta işin rengi değişiyor. Bak, burada bir de şu durum var: sen sadece icra dairesine itiraz dilekçesi veriyorsun ama karşı taraf bu itirazı beğenmezse, genel mahkemelerde bir "itirazın iptali" davası açabilir. Yani olay bitmiyor aslında, daha yeni başlıyor. Ama senin yapman gereken şey, o ilk aşamada doğru bir dilekçe yazıp takibi durdurmak ve kendine zaman kazandırmak. Zaman kazanmak diyorum çünkü bu süreçte avukat tutabilir, delilleri toplayabilir, tanıkların var ise onları hazır edebilirsin. Yoksa öyle günlerce uykusuz kalmanın, içine kurt düşürmenin alemi yok abi, bir çıkış yolu mutlaka var.
Bir de şu var: senetle ilgili itiraz edeceğin zaman, "imza bana ait değil" diyorsan eğer, bu tamamen ayrı bir yol. Ama "bedelsiz senet" dediğimiz olayda genelde imza kabul ediliyor, asıl tartışılan şey senetin arkasındaki hukuki ilişki. Yani diyorsun ki, "Ben bu kağıdı imzaladım kabul, ama karşılığında hiçbir şey almadım, bu senet teminat olarak verilmişti, o iş tamamlandı, senet bana geri verilmedi" falan. İşte bunları anlatabilmek için dilekçede sadece "borç yoktur" demek yetmiyor, o senedin neden bedelsiz kaldığını, yani temel borç ilişkisini ortaya koyman gerekiyor. Düşünsene, bir senet var ortada ve sen "Ben bunun karşılığında para almadım" diyorsun; bunu ispat etmek kolay olmasa da, anlatmak zorundasın.
Hani bazen insanın aklına şu geliyor, "Madem böyle bir durum var, ben neden dava açıp senedin iptalini istemiyorum?" diye... İşte onu da söyleyeyim, çünkü borca itiraz sadece bir durak, asıl nihai çözüm için genel mahkemelerde menfi tespit davası açman gerekebilir. Ama önce bu itiraz aşamasını doğru yönetmelisin ki işler karışmasın. İcra hukukunda küçük bir detay bile işlerin aleyhine dönmesine yol açabiliyor, o yüzden dilekçende şunlara dikkat et: icra dosya numarasını doğru yaz, borçlu olduğunu iddia eden tarafın adını ve senedin numarasını, düzenleme tarihini, tutarını açıkça belirt. Unutma, bu bir hukuki metin ama aynı zamanda senin hikayen; onu dürüstçe ve net biçimde anlat.
Bir de şu var, ben sana diyorum ki bu dilekçeyi yazarken abartıya kaçma, tehdit savurma, hakaret etme. Sakin bir dille, sanki bir arkadaşına içini döker gibi ama hukuken doğru kelimeleri kullanarak yaz. Çünkü dilekçe ne kadar sade ve inandırıcı olursa, takip eden süreçte o kadar işine yarar. Mesela "bedelsizlik iddiası" dediğimiz kavramı dilekçenin girişinde geçirmen bile önemli, çünkü karşı taraf ve mahkeme senin hangi hukuki sebebe dayandığını hemen anlasın. Sonuçta bu işler avukatsız da yürüyebiliyor ama hiçbir bilgin yoksa bir avukata danışmakta fayda var; illa ki avukat tut diye sana baskı yapmıyorum ama adama danış, fikir al, o kadar.
Velhasıl kelam, elindeki senedin bedelsiz olduğuna inanıyorsan, babanın hayrına değil, cebinden çıkan paraların hatırına bu dilekçeyi zamanında ve doğru şekilde ver. Aksi halde o imza, yıllarca peşini bırakmaz, her icra dairesinden çıkan bir yazıyla karşına dikilir. Şimdi diyeceksin ki "Peki bu dilekçeyi nereye vereceğim, nasıl vereceğim?" Onu da anlatayım, sabret... Genellikle takibin yapıldığı icra dairesine elden başvuru yapabilirsin ya da Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, yani avukatın varsa onun üzerinden e-imza ile gönderebilirsin. Önemli olan, süresi içinde ve usulüne uygun olarak elin değmiş olması, gerisi gelir...
Şimdi gelelim şu işin aslına... Elinde bir senet var, üzerinde senin imzan var ama karşı taraftan para falan almadın, değil mi? Ya da aldın ama tamamını ödedin, senedi geri alamadın, başına bir iş geldi. Her neyse, bu senet bir şekilde bankaya veya notere gitti ve oradan alacaklı olduğunu iddia eden bir kişi, senin hakkında icra takibi başlattı. İşte o anda gönderilen ödeme emrine karşı yapman gereken şey, "borca itiraz" mekanizmasını kullanmak. Bunu yapmazsan, yani o kırmızılı kağıttaki süreye uymazsan, borç kesinleşir ve mal varlığın tehlikeye girer. Ama sakın ha panik yapma, çünkü kanun bu durumda sana bir kalkan vermiş ve o kalkanı doğru sallamayı bilmen gerekiyor.
Hani derler ya, "işin püf noktası" diye, işte bu işin püf noktası süre. O ödeme emri eline ulaştıktan sonra genellikle yedi gün gibi kısacık bir süren var ve bu süre içinde icra dairesine başvurup ya da online sistemden borca itiraz dilekçesi vermen gerekiyor. Ben sana tavsiye veriyim, bu süreyi asla boş geçirme, hemen harekete geç. Çünkü bir kez süreyi kaçırdın mı, işler gerçekten zorlaşıyor, dilekçe falan hikaye olmaya başlıyor. Peki bu dilekçeye ne yazıyorsun, dersen eğer... İşte asıl mesele orada çünkü herkes "borcum yok" diyip geçiyor ama bunun altını doldurmak, gerekçeleri sıralamak ve somut olayı anlatmak gerekiyor.
Dilekçenin kalbi, senet bedelinin size hiç ödenmediğini ya da ödendiği halde senedin iade edilmediğini samimi ve açık bir dille anlatmaktan geçiyor. Mesela, "Ben bu senedi şu tarihte imzaladım, karşılığında bana hiç para verilmedi" gibi net cümleler kurmalısın. Ayrıca, bu iddianı destekleyen delilleri varsa sunmalısın, yoksa da bunu beyan etmelisin. İş banka hesap hareketlerine geliyor, o yüzden mümkünse hesap dökümlerini dilekçene eklemeyi unutma. Çünkü bir hakim ya da icra müdürü, senin sadece söylediğine değil, ortaya koyduğun belgelere bakar, gerisini boş ver. Bu yüzden ne kadar çok evrak eklersen, o kadar inandırıcı oluyorsun...ve sonuçta işin rengi değişiyor. Bak, burada bir de şu durum var: sen sadece icra dairesine itiraz dilekçesi veriyorsun ama karşı taraf bu itirazı beğenmezse, genel mahkemelerde bir "itirazın iptali" davası açabilir. Yani olay bitmiyor aslında, daha yeni başlıyor. Ama senin yapman gereken şey, o ilk aşamada doğru bir dilekçe yazıp takibi durdurmak ve kendine zaman kazandırmak. Zaman kazanmak diyorum çünkü bu süreçte avukat tutabilir, delilleri toplayabilir, tanıkların var ise onları hazır edebilirsin. Yoksa öyle günlerce uykusuz kalmanın, içine kurt düşürmenin alemi yok abi, bir çıkış yolu mutlaka var.
Bir de şu var: senetle ilgili itiraz edeceğin zaman, "imza bana ait değil" diyorsan eğer, bu tamamen ayrı bir yol. Ama "bedelsiz senet" dediğimiz olayda genelde imza kabul ediliyor, asıl tartışılan şey senetin arkasındaki hukuki ilişki. Yani diyorsun ki, "Ben bu kağıdı imzaladım kabul, ama karşılığında hiçbir şey almadım, bu senet teminat olarak verilmişti, o iş tamamlandı, senet bana geri verilmedi" falan. İşte bunları anlatabilmek için dilekçede sadece "borç yoktur" demek yetmiyor, o senedin neden bedelsiz kaldığını, yani temel borç ilişkisini ortaya koyman gerekiyor. Düşünsene, bir senet var ortada ve sen "Ben bunun karşılığında para almadım" diyorsun; bunu ispat etmek kolay olmasa da, anlatmak zorundasın.
Hani bazen insanın aklına şu geliyor, "Madem böyle bir durum var, ben neden dava açıp senedin iptalini istemiyorum?" diye... İşte onu da söyleyeyim, çünkü borca itiraz sadece bir durak, asıl nihai çözüm için genel mahkemelerde menfi tespit davası açman gerekebilir. Ama önce bu itiraz aşamasını doğru yönetmelisin ki işler karışmasın. İcra hukukunda küçük bir detay bile işlerin aleyhine dönmesine yol açabiliyor, o yüzden dilekçende şunlara dikkat et: icra dosya numarasını doğru yaz, borçlu olduğunu iddia eden tarafın adını ve senedin numarasını, düzenleme tarihini, tutarını açıkça belirt. Unutma, bu bir hukuki metin ama aynı zamanda senin hikayen; onu dürüstçe ve net biçimde anlat.
Bir de şu var, ben sana diyorum ki bu dilekçeyi yazarken abartıya kaçma, tehdit savurma, hakaret etme. Sakin bir dille, sanki bir arkadaşına içini döker gibi ama hukuken doğru kelimeleri kullanarak yaz. Çünkü dilekçe ne kadar sade ve inandırıcı olursa, takip eden süreçte o kadar işine yarar. Mesela "bedelsizlik iddiası" dediğimiz kavramı dilekçenin girişinde geçirmen bile önemli, çünkü karşı taraf ve mahkeme senin hangi hukuki sebebe dayandığını hemen anlasın. Sonuçta bu işler avukatsız da yürüyebiliyor ama hiçbir bilgin yoksa bir avukata danışmakta fayda var; illa ki avukat tut diye sana baskı yapmıyorum ama adama danış, fikir al, o kadar.
Velhasıl kelam, elindeki senedin bedelsiz olduğuna inanıyorsan, babanın hayrına değil, cebinden çıkan paraların hatırına bu dilekçeyi zamanında ve doğru şekilde ver. Aksi halde o imza, yıllarca peşini bırakmaz, her icra dairesinden çıkan bir yazıyla karşına dikilir. Şimdi diyeceksin ki "Peki bu dilekçeyi nereye vereceğim, nasıl vereceğim?" Onu da anlatayım, sabret... Genellikle takibin yapıldığı icra dairesine elden başvuru yapabilirsin ya da Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, yani avukatın varsa onun üzerinden e-imza ile gönderebilirsin. Önemli olan, süresi içinde ve usulüne uygun olarak elin değmiş olması, gerisi gelir...