Sahte İmzalı Senede İtiraz Dilekçesi

İcra ve hukuk süreçleri, borç takibi ve hukuki danışmanlık forumu. Sorularınızı sorun, uzmanlardan yanıt alın.

ObsidianTempo

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
429
Tepkime puanı
0
ObsidianTempo
Bak, o masanın üzerinde duran o kağıt parçasına öylece bakakaldığın anı hatırlıyorum. İçinde bir düğüm, boğazında bir yumruk, gözlerinin önünde dönen o imzanın sahteliği... Değil mi? İşte o an, dünyanın en yalnız insanı gibi hissettin kendini. Ama bilmen gereken bir şey var: bu senaryo, bu hikaye, bu çaresizlik hissi seninle başlamadı ve ne yazık ki seninle de bitmeyecek. Yıllardır bu işlerin içindeyim, sayısız dosya, yüzlerce gözün içine baktım ve sana şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; sahte imzalı bir senetle karşılaşmak, bir gece ansızın kapına dayanan hırsızdan farksızdır. Ama iyi haber şu ki, sen bu hırsıza karşı silahsız değilsin. O senedin üzerindeki imza senin elinden çıkmadıysa eğer, bu senin en büyük kozun, en sağlam kalkanın, en gür sesin demektir. Ve bu sesi, doğru zamanda, doğru makama, doğru bir dille duyurman gerekiyor.

Şimdi gelelim o meşhur "itiraz" meselesine. Sakın ha, buradaki itiraz, bir inatlaşma ya da "ben yapmadım, vallahi billahi yapmadım" diye bağırıp çağırma hali değil. Bu işin bir hukuki prosedürü var, tıpkı bir yemek tarifi gibi... Malzemeler yanlış konulursa yemek tutmaz, ölçüler kaçarsa her şey çöpe gider. İtirazın da bir süresi var ve bu süre, göz açıp kapayıncaya kadar geçiveriyor. Senet, bir kambiyo senediyse ve aleyhine takip başlatıldıysa, elinde mahkeme kararı olmadan haciz kapına dayanabilir. İşte tam burada, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurmalısın. Beş gün... Abi, beş gün ne ki? Bir hafta sonu tatili yapsan, pazartesi işe gitsen, iki günü çöpe gitti bile. O yüzden bu süreyi asla göz ardı etme. Süre, bu işin en kritik noktasıdır ve eğer bu süreyi kaçırırsan, işin rengi tamamen değişir, defterler kapanır, kapılar kilitlenir ve sen o senetle baş başa kalırsın.

Peki, bu itiraz dilekçesinde ne anlatacaksın? Duygularını mı? O gece yaşadığın korkuyu mu? Kimse bunları dinlemez, maalesef. Mahkemeler duygularla değil, delillerle ve hukuki gerekçelerle döner. Senin anlatman gereken tek şey, o imzanın sana ait olmadığıdır. Bunu açık, net, anlaşılır ve en önemlisi yazılı delillere dayandırarak anlatmalısın. "Ben bu imzayı atmadım" demen yeterli, ama yetmez... Hemen ardından imza inkarında bul
bulman gerektiğini de bil. Yani dilekçenin kalbi, "İşte bu imza bana ait değildir, işte bu yüzden de ait olamaz" diyebilmenin arkasında duran sağlam delillerdir. Elinde o tarihte başka bir yerde olduğunu gösteren bir kayıt varsa, tanık beyanların varsa, ya da parayı hiç almadığını, böyle bir borcun asla olmadığını ortaya koyan bir belge varsa... İşte o zaman işin bambaşka bir boyuta taşınır. Mahkeme, imzanın sahteliğini tespit etmek için bilirkişi incelemesi yaptırır, grafolojik analizler yapılır, senin el yazınla karşılaştırılır ve bu süreçte senin söylediklerin değil, ortaya çıkan rapor konuşur. O rapor, senin kaderini belirler. O yüzden sakın, "Ben haklıyım, nasıl olsa anlaşılır" diye düşünüp dilekçeni sıradan bir yazı haline getirme.

Bir de şu var, biliyor musun? Bu tür davalarda insanlar en çok "Acaba geç mi kaldım?" diye paniğe kapılıyor. İşte sana bunu netleştireyim: eğer daha önce hiçbir işlem yapılmadıysa, ortada bir icra takibi bile yoksa, alacaklı sana doğrudan dava açmışsa o zaman işler biraz daha farklı yürüyor. Bu durumda asliye ticaret mahkemesinde veya genel mahkemelerde bir menfi tespit davası açman gerekir. Ama konumuz o değil, biz o kağıdın eline geçtiği andan itibaren ne yapacağını konuşuyoruz. Unutma ki ödeme emri tebliğ edildiğinde senin ilk hamlen, icra mahkemesine süresi içinde başvurup imzaya itiraz etmektir. Bunu yaparken de sadece "itiraz ediyorum" yazıp bırakmak olmaz; hangi yönden itiraz ettiğini, imzanın sahte olduğunu, borcun bulunmadığını açıkça belirtmen gerekir. Kısa ve öz mü olmalı, yoksa uzun uzun mu anlatmalı? Bence ikisinin ortası... Ne çok kısa ki ciddiyetsiz dursun, ne de öyle sayfalarca yaz ki mahkeme hakimi ilk cümleden sonra sıkılıp gözden geçirmesin. Sen onlara işin özünü ver, kalanını hakim zaten anlayacaktır.

Ve şimdi gelelim o anlara, dilekçeni yazarken yaşayacağın o tuhaf hisse. Kalemi eline aldığında parmakların titriyorsa, o kağıda "sahte" kelimesini yazarken içinde bir isyan kabarıyorsa, bil ki bu çok normal. Çünkü sen aslında sadece bir hukuki işlem yapmıyorsun; sen onuruna, emeğine, geçmişine sahip çıkıyorsun. O imza senin ismin, senin elinin izi, senin onurundur. Bir başkasının senin adına, senin hayatına dokunmasına izin vermemek için oradasın. Dilekçenin sonuna adını yazarken, o sahte imzanın altına değil, kendi gerçeğinin üstüne basacağını bilerek yaz. O an içinde bir şeyler değişecek, bir güç hissedeceksin. Ve hakim karşısına çıktığında da sakın gözlerini kaçırma, çenen dik dursun. Çünkü sen sahte bir imzanın değil, gerçeğin sahibisin.

Aklında olsun, bu süreç bir gecede bitmez; mahkeme günleri gelir geçer, bilirkişi raporları beklenir, ara celseler yapılır ve bu süreçte insanın içi fena halde kemirilir. Ama sabret. Bu sabrın sonunda, o sahte imza bir rapora dönüşecek ve raporun satırları arasında senin haklılığın görünecek. Ben yıllarca bu davalarda insanların gözlerindeki o korkuyu izledim ve şunu öğrendim: en çok kazananlar, en çok korkanlar değil; en çok doğruyu savunanlar... İşte bu yüzden, o dilekçeyi yazarken kendinden emin ol, gerçeğe güven. Ve unutma, bu yazıyı okuduğun için bile bir adım öndesin. Şimdi kalemi eline al ve yaz, gerisi gelecek...
 
Geri