Ödeme Emrine Kısmi İtiraz Dilekçesi Örneği

İcra ve hukuk süreçleri, borç takibi ve hukuki danışmanlık forumu. Sorularınızı sorun, uzmanlardan yanıt alın.

ObsidianResonance

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
431
Tepkime puanı
0
ObsidianResonance
Bak şimdi, elinde bir ödeme emri var ve sen o kağıda baktıkça kanın beynine sıçrıyor, değil mi? Haksızlık bu, vallahi billahi haksızlık, ama sakın o kağıdı yırtıp atmaya kalkma, sakın masanın üzerinde unutup "ben uğraşmam" deme, çünkü o kağıt elinde sessizce bekleyen bir saatli bomba gibidir ve sen o bombayı etkisiz hale getirmek için tek bir silaha sahipsin, o da itiraz hakkın... Ama dur, burada işin püf noktası şu: borcun tamamını inkar etmiyorsan, yani alacaklının dediğinin bir kısmı doğruysa, o zaman boğazına kadar haklı olabileceğin bir savaşı komple kaybetme riskine giriyorsun demektir. İşte tam da bu yüzden, kısmi itiraz diye bir şey var ve bu yazıyı okuyorsan, muhtemelen sen de benim gibi düşünüyorsun: "Ben bu paranın hepsini değil ama şu kadarını öderim, gerisi zaten benim borcum değil ki abi!" İşte bu düşünce, hukukun soğuk koridorlarında karşılığı olan en akıllıca düşüncelerden bir tanesidir, yeter ki bunu doğru bir dille, doğru bir sürede ve doğru bir formaliteyle ortaya koyabilesin.

Şimdi gelelim asıl meseleye, çünkü bu işin lafı uzun ama uygulaması tamamen senin elinde olan bir süreç... Ödeme emri dediğimiz şey, icra dairesinden çıkar ve sana der ki: "Ya borcunu öde, ya da itiraz et!" Sen bu iki yoldan birini seçmek zorunda olduğunu düşünüyorsun, ama işin içinde üçüncü bir seçenek daha var, tıpkı hayattaki çoğu şey gibi gri bir alan, siyah ya da beyaz değil... O gri alanın adı kısmi itiraz ve bu yol, borcun bir kısmını kabul edip bir kısmına "hayır, bu kadar borcum yok benim" dediğin durumlarda devreye giriyor. Mesela adam diyor ki "50 bin lira borcun var", sen diyorsun ki "tamam abi, 20 binini kabul ediyorum, ama kalan 30 bin benim işimle alakası bile olmayan bir kalem, ben o parayı sana ne zaman borçlandım?" İşte tam bu noktada, eğer sen 50 binin tamamına itiraz edersen, yeminli, inatçı bir alacaklı karşısında elin boş kalabilir, çünkü senin kabul ettiğin kısım bile tartışmalı hale gelir ve hakim karşısında "ben aslında şu kadarını kabul ediyorum" demen gereken yerde "ben hiçbir şey kabul etmiyorum" demiş olursun ki bu, inandırıcılığını zedeler... Ama sen 20 binlik kısmı açıkça kabul edip geri kalanına itiraz edersen, işte o zaman işler değişiyor, çünkü sen artık gözünde canlanan o "ben aslında kötü niyetli değilim, sadece haksız yere istenen paraya karşıyım" imajını mahkemeye net bir şekilde göstermiş oluyorsun, anlıyor musun?

Peki bu dilekçe nasıl yazılır, ne yazılır, nereye verilir, onu da konuşalım mı? Elbette konuşalım, çünkü bu işin en can alıcı noktası tam da burada, kağıt üzerinde... Bak, senin ödeme emrini tebliğ aldığın tarihten itibaren yedi günlük bir süren var, sakın bu yedi günü kaçırma, çünkü yedi günü kaçırdın mı borç kesinleşir, itiraz hakkın yanar, geriye sadece "aman neyse" demek kalır ki, o söz hukuk dünyasında hiçbir işe yaramaz, vallahi yaramaz... Dilekçenin başında icra dairesinin adını ve dosya numarasını yazacaksın, ardından "borç...ardından "borçlu sıfatıyla" demeyi de unutma, çünkü icra dairesi seni tanımak zorunda değil, dosya numarası ve kimlik bilgilerin olmadan yazdığın şey havada kalır, öyle boşluğa söylenmiş bir laf gibi... Sonra gelelim işin özüne: itirazın gerekçesi. Burada her şeyi yazabilirsin, ama öyle "ben bu borcu kabul etmiyorum" deyip bırakma, olmaz o iş... Gerekçen ne kadar somut, ne kadar açık ve ne kadar belgeli olursa, karşı taraf o kadar zor durumda kalır, sen o kadar güçlü durursun. Diyelim ki borcun 50 bin lira, sen 20 binini kabul ediyorsun, kalan 30 bin için "bu kalem bana ait değil, ben bu işe hiç girmedim, fatura da yok, imza da benim değil" diyorsun... İşte bunu yazarken "işte bu yüzden, şu sebepten ötürü" gibi avukat diliyle uzun uzun anlatmana gerek yok, ama "ben bu parayı kabul etmiyorum, çünkü şu tarihte şu işe dair hiçbir sözleşme imzalamadım" demen lazım, yani somut bir olaya dayandırman lazım itirazını, yoksa sadece "ben istemiyorum" dersen, o kağıt süs olur, hiçbir işe yaramaz, vallahi yaramaz...

Bir de şu var, itiraz süresi dedik ya yedi gün diye, bu süre tebliğden itibaren işler ve bu süre içinde itirazını hem icra dairesine hem de takip dosyasına işlenmek üzere vermen gerekir, ama dur, burada çok kritik bir incelik var: sen bu dilekçeyi verirken sadece "kısmi itiraz" demekle yetinme, itiraz etmediğin kısmı açıkça kabul ettiğini de yaz, çünkü öyle yapmazsan, adam sana döner "hadi bakalım, sen zaten tüm borca itiraz ettin, şimdi ben dava açayım da gör" der, işler uzar, ortalık karışır... Oysa sen "20 bin lirayı kabul ediyorum, kalan 30 bin liraya itiraz ediyorum" dediğinde, senin kabul ettiğin kısım için takip aynen devam eder, itiraz ettiğin kısım durur, yani işin yarısını çözmüşsün, geri kalanı için de ya dava açacaklar ya da açmayacaklar, o da ayrı bir hesap...

Hadi dürüst olalım, bu işin en sinir bozucu tarafı şu: bazı insanlar ödeme emrini alır almaz panikliyor, "aman neyse, uğraşamam, ben bu parayı öderim" deyip haksız bir borcu bile ödüyor, çünkü uğraşmak istemiyor... Ama sen öyle yapmayacaksın, değil mi? Sen bu yazıyı okuyorsun, demek ki kafanda sorular var, demek ki "ben bu borcun tamamını değil bir kısmını ödemek istiyorum, ama nasıl yapacağımı bilmiyorum" diyorsun, işte bu soru bile seni o kalabalıktan ayırıyor, çünkü çoğu insan haklı olduğu halde, hakkını aramayı bilmediği için kaybediyor... Hukuk denen şey, bilenin kazandığı bir oyun değil aslında, ama bilmeyenin kaybettiği bir oyun, ne yazık ki... O yüzden ben sana şunu söyleyeyim: bu dilekçeyi yazarken ne kadar doğal ve samimi olursan, ne kadar "ben şunu kabul ediyorum, buna itiraz ediyorum" dersen, o kadar sağlam durursun, yoksa ukalaca bir üslupla "ben bu borca itiraz ediyorum, gerekçesi mahkemede" gibi bir şey yazarsan, işte o zaman işin rengi değişir, çünkü karşı taraf da senin bu küstahlığına karşı tavır alır...

Bak, sana bir de şunu söyleyeyim, bu dilekçenin bir örneği internette dolaşır, ama sakın kopyala yapıştır yapma, çünkü her dosyanın kendine göre bir hikayesi var, senin borcun başka, benim borcum başka... O yüzden örnekleri incele, anlamaya çalış, ama kendi durumunu kendi kelimelerinle, kendi gerekçelerinle anlat, çünkü hakim ya da icra müdürü senin yazdığın kağıda bakar, o kağıt ne kadar içten ve gerçek olursa, o kadar inandırıcı olur... Bir de şu var, dilekçeni verirken bir kopyasını mutlaka kendine sakla, üzerine tarih ve kaşe attır, çünkü ileride "ben itiraz ettim, siz işleme koymadınız" demen gerekirse elinde bir kanıt olması lazım, yoksa lafla peynir gemisi yürümez, her şey karşılıklı güvene bakar ama bu işte güven değil, kağıt geçer, vallahi kağıt geçer...

Gelelim şu soruya: "Ben bu dilekçeyi kendim mi yazayım, yoksa avukata mı gideyim?" İşte bu, tamamen işin içindeki paraya ve senin sinirlerine bağlı bir soru... Eğer borcun küçükse, avukat tutmanın masrafı borcun yarısını geçiyorsa, kafan da biraz basıyorsa, otur kendin yaz, yukarıda anlattığım gibi, dosya numaranı yaz, kabul ettiğin kısmı söyle, itiraz ettiğin kısmı söyle, gerekçeni ekle, imzala, ver... Ama borç büyükse, işin içinde senet varsa, karşı tarafta profesyonel bir alacaklı varsa, o zaman "ben hallederim" deyip risk alma, git bir avukata danış, çünkü bazı durumlarda kısmi itiraz yetmez, itirazın iptali davası açılır, icra inkar tazminatı işin içine girer, tazminat dediğim şey ekstra bir ceza gibi düşün, yani "ben borcumu inkar ettim, ama haksız çıktım" dersen, alacaklının alacağının yüzde yirmisi kadar tazminat ödersin, işte o yüzden ne yaptığını bilmiyorsan, bir bilene danışmak en hayırlısı, ama bilene değil, gerçekten bilene, öyle her önüne gelene avukatım diyenlere değil...

En sonunda şu var: kısmi itiraz dilekçesi, senin hakkını koruyan bir kalkan, ama kalkanı kullanmayı bilmezsen, o kalkan sana yük olur, elinde ağır bir demir parçası gibi kalır... O yüzden ne yap et, süreyi kaçırma, gerekçeni net yaz, kabul ettiğin kısmı da açıkça göster, ve bir kopyasını mutlaka sakla... Sonra gerisini bırak akışına, çünkü hukuk bazen yavaş işler, ama adalet dediğin şey, sonunda yerini bulur, sen yeter ki doğru adımı at, gerisi teferruat...
 
Geri