CrimsonSpire
Kayıtlı Kullanıcı
Şimdi gelelim şu ihtiyati haciz işine... Mahkeme kapılarında beklemişliğiniz var mı abi, o koridorlarda yürürken içinizden bir şeyler kopar. Hele bir de karşınıza "ihtiyati haciz" diye bir şey çıktıysa, otomatikman içinize bir sıkıntı çöker. Hani insan kendi halinde yaşarken, bir bakmışsınız bir alacaklı çıkagelmiş, bir tedbir kararı, bir de ne görüyorsunuz? Evinizdeki buzdolabına bile el konmuş gibi hissediyorsunuz. Gerçekten öyle değil ama, işin psikolojik tarafı ağır basıyor. Oysa ne bileyim, belki de ortada haksız bir durum var, belki alacaklı biraz abartmış.
Vallahi billahi diyorum, bu dilekçeyi yazarken insanın kafasının bir köşesinde hep şu soru dönüyor: "Ya kabul etmezlerse?" Ama bakın şimdi size bir şey söyleyeyim: İhtiyati haczin kaldırılması dilekçesi aslında o kadar da korkunç bir şey değil. Yeter ki ne söyleyeceğinizi bilin. Adam gibi bir gerekçeniz olsun, sağlam deliller, bir de usulüne uygun yazılmış bir metin... Gerisi mahkemenin takdiri. Hani derler ya, "Hukuk bir büyü değildir, bir oyundur" diye. İşte bu oyunda sizin elinizde koz varsa, oynamasını bilirseniz, işte o zaman haciz kalkar, rahat bir nefes alırsınız.
Bir arkadaşım vardı, adamcağız ticareti bırakalı yıllar olmuş, bir de ne görsün? Eski bir iş ortağı haciz getirmiş kapısına. Adamın ne bir borcu var ne bir şey... Meğer ortaklığı bitirirken bir senet imzalamış, onu da teyit etmemiş. Vallahi o an aklıma gelen ilk şey, "hadi bakalım, şimdi sen bu işten sıyrıl" oldu. Ama ne yaptı? Gitti, bir hukuk bürosuna danıştı, dosyayı açtırdı, delilleri topladı. Sonra da "ihtiyati haczin kaldırılması" diye bir dilekçe yazdırdı. Hani düşünüyorum da, eğer o adam panik yapıp hemen pes etseydi, belki de üç kuruşluk alacak için evi gidecekti.
İşin en can alıcı noktası şu: Dilekçede ne yazdığınızdan çok, nasıl yazdığınız önemli. Yani resmiyetin içinde bir samimiyet olmalı. Hakime "bak abi, durum bu, ben haksız mıyım?" der gibi... Tabii bu kadar samimi olmuyor ama, anlatabiliyor muyum? Mesela "haciz konulan mal benim asıl mesleğimi yapmamı engelliyor" derseniz, bu somut bir gerekçedir. Ama "evime dokunamıyorum, psikolojim bozuldu" derseniz, işte o biraz havada kalır. Hani acıma faktörü hemen işe yaramaz. Mahkeme adamı sever, sağlam delil sever.
Bazen de insan diyor ki, "Ya ben bu dilekçeyi kendim yazsam, ne kadar zor olabilir?" Olabilir abi, mümkün. Ama bir kere şunu kabul etmek lazım: Hukuk dili başka bir şey. Siz "ben borçlu değilim" dersiniz, avukat "müvekkilim borçlu değildir, bu nedenle ihtiyati haciz şartları oluşmamıştır" der. Aynı şey ama, etkisi bambaşka. Hani bir de şu var: Dilekçenin süresi var. Mahkeme size bir süre verir, o süreyi kaçırırsanız, işte o zaman işin rengi değişiyor abi. Mahkeme size der ki "yedi gün içinde itiraz etmezsen haczi kaldırtamam" falan gibi bir şey değil aslında, tam öyle mi bilmiyorum ama süre işi çok hassas. Bir gün geçse, o dilekçenin kabul edilme ihtimali düşüyor, inanın. Hani bir arkadaşım anlatmıştı, adam tam yedinci günün akşamı postaya vermiş dilekçeyi, mahkeme "süre doldu" demiş. Vallahi mi? Vallahi. İşte bu yüzden, elinizde bir dilekçe varsa, beklemeyin, hemen hareket edin. O kağıdı yazdıktan sonra bir iki gün içinde mahkemeye ulaştırmanız lazım. Yoksa hukuk size acımaz, acımaz yani.
Bir de şu var: İhtiyati haczin kaldırılması dilekçesi yazarken, sadece "ben borçlu değilim" demek yetmez. Hani diyorlar ya "ispat külfeti" diye bir şey var. O size düşüyor. Yani iddia ediyorsanız, kanıtlamak zorundasınız. Mesela bir fatura, bir ödeme dekontu, bir yazışma... Bunları dilekçenin ekine koymazsanız, mahkeme sizi ciddiye almaz. Hani bir keresinde bir tanıdığım vardı, "ben ödedim abi" deyip duruyordu, ama elinde hiçbir şey yok. Ne oldu? Haciz kalkmadı. Çünkü mahkeme dedi ki "kanıt yok". İşte bu yüzden, ne kadar sinir bozucu olsa da, her kağıdı saklamak lazım. Her ödemeyi bankadan yapmak lazım. Elden para vermek, hele ki bir senet varsa, büyük risk.
Bazen de insan diyor ki, "Ya ben bu işi avukata versem, daha mı iyi?" Tabii ki iyi abi, vallaha iyi. Ama herkesin o parası yok, herkes o yola giremiyor. O zaman ne yapacaksınız? Kendiniz yazacaksınız. Ama sakın ha dilekçeyi internetteki hazır şablonlarla doldurmayın. O şablonlar genel geçer, sizin durumunuza uymaz. Mesela bir örnek bulursunuz, "Sayın Mahkeme Hakimliği'ne" diye başlar, altına isim yazarsınız. İşte o zaman mahkeme anlar ki "bu adam hazır kalıbı kullanmış, kendi derdini anlatamamış". O zaman da ret gelir. Oysa siz kendi el yazınızla, kendi cümlelerinizle, olayı başından sonuna anlatsanız... İşte o zaman fark eder. Samimi olmak dediğim şey bu işte.
Hani bir de şu var: Mahkeme heyeti insan değil mi? Okurken sizin derdinizi anlamak ister. Ama anlaması için sizin anlatmanız gerek. "Şu tarihte, şu borcu ödedim, işte dekontu" demek yerine, "o gün bankaya gittim, sıra bekledim, şu kadar para yatırdım, sonra adama söyledim ama o inkar ediyor" derseniz, daha canlı olur. Tabii çok da duygusal olmayın, hukuk duygudan hoşlanmaz. Ama bir parça hikaye, bir parça gerçeklik... İşte o zaman mahkeme de "hmm, bu adamın anlattığı mantıklı" der.
Bir şey daha: Dilekçeyi yazarken, karşınızdaki alacaklıyı suçlamayın, yani "adam hırsız" demeyin, "kötü niyetli" demeyin. Çünkü onu ispatlamak çok zor. Sadece olayı anlatın, delilleri koyun, gerisini mahkeme düşünsün. Hani bir laf var "hukukta ispat kolay değil" diye. Doğru. Ama siz dürüstçe anlatırsanız, elinizdeki belgeler sağlamsa, çoğu zaman işiniz kolaylaşır. Vallahi billahi diyorum, ben bu işlerin içinde çok bulundum, gözümle gördüm. Yeter ki pes etmeyin.
Son olarak şu: İhtiyati haciz kalktıktan sonra da rahatlamayın hemen. O alacaklı bir daha gelmeyecek mi? Belki gelir. O yüzden bu dilekçeyi yazdıktan sonra, bir de icra takibinin iptali için uğraşmak gerekebilir. Ama onu da zamanı gelince düşünürsünüz. Şimdi önce şu haczi kaldırtın, sonrasına bakarız. Abi, ne diyeyim, kolay gelsin. Umarım işiniz tez zamanda hallolur.
Vallahi billahi diyorum, bu dilekçeyi yazarken insanın kafasının bir köşesinde hep şu soru dönüyor: "Ya kabul etmezlerse?" Ama bakın şimdi size bir şey söyleyeyim: İhtiyati haczin kaldırılması dilekçesi aslında o kadar da korkunç bir şey değil. Yeter ki ne söyleyeceğinizi bilin. Adam gibi bir gerekçeniz olsun, sağlam deliller, bir de usulüne uygun yazılmış bir metin... Gerisi mahkemenin takdiri. Hani derler ya, "Hukuk bir büyü değildir, bir oyundur" diye. İşte bu oyunda sizin elinizde koz varsa, oynamasını bilirseniz, işte o zaman haciz kalkar, rahat bir nefes alırsınız.
Bir arkadaşım vardı, adamcağız ticareti bırakalı yıllar olmuş, bir de ne görsün? Eski bir iş ortağı haciz getirmiş kapısına. Adamın ne bir borcu var ne bir şey... Meğer ortaklığı bitirirken bir senet imzalamış, onu da teyit etmemiş. Vallahi o an aklıma gelen ilk şey, "hadi bakalım, şimdi sen bu işten sıyrıl" oldu. Ama ne yaptı? Gitti, bir hukuk bürosuna danıştı, dosyayı açtırdı, delilleri topladı. Sonra da "ihtiyati haczin kaldırılması" diye bir dilekçe yazdırdı. Hani düşünüyorum da, eğer o adam panik yapıp hemen pes etseydi, belki de üç kuruşluk alacak için evi gidecekti.
İşin en can alıcı noktası şu: Dilekçede ne yazdığınızdan çok, nasıl yazdığınız önemli. Yani resmiyetin içinde bir samimiyet olmalı. Hakime "bak abi, durum bu, ben haksız mıyım?" der gibi... Tabii bu kadar samimi olmuyor ama, anlatabiliyor muyum? Mesela "haciz konulan mal benim asıl mesleğimi yapmamı engelliyor" derseniz, bu somut bir gerekçedir. Ama "evime dokunamıyorum, psikolojim bozuldu" derseniz, işte o biraz havada kalır. Hani acıma faktörü hemen işe yaramaz. Mahkeme adamı sever, sağlam delil sever.
Bazen de insan diyor ki, "Ya ben bu dilekçeyi kendim yazsam, ne kadar zor olabilir?" Olabilir abi, mümkün. Ama bir kere şunu kabul etmek lazım: Hukuk dili başka bir şey. Siz "ben borçlu değilim" dersiniz, avukat "müvekkilim borçlu değildir, bu nedenle ihtiyati haciz şartları oluşmamıştır" der. Aynı şey ama, etkisi bambaşka. Hani bir de şu var: Dilekçenin süresi var. Mahkeme size bir süre verir, o süreyi kaçırırsanız, işte o zaman işin rengi değişiyor abi. Mahkeme size der ki "yedi gün içinde itiraz etmezsen haczi kaldırtamam" falan gibi bir şey değil aslında, tam öyle mi bilmiyorum ama süre işi çok hassas. Bir gün geçse, o dilekçenin kabul edilme ihtimali düşüyor, inanın. Hani bir arkadaşım anlatmıştı, adam tam yedinci günün akşamı postaya vermiş dilekçeyi, mahkeme "süre doldu" demiş. Vallahi mi? Vallahi. İşte bu yüzden, elinizde bir dilekçe varsa, beklemeyin, hemen hareket edin. O kağıdı yazdıktan sonra bir iki gün içinde mahkemeye ulaştırmanız lazım. Yoksa hukuk size acımaz, acımaz yani.
Bir de şu var: İhtiyati haczin kaldırılması dilekçesi yazarken, sadece "ben borçlu değilim" demek yetmez. Hani diyorlar ya "ispat külfeti" diye bir şey var. O size düşüyor. Yani iddia ediyorsanız, kanıtlamak zorundasınız. Mesela bir fatura, bir ödeme dekontu, bir yazışma... Bunları dilekçenin ekine koymazsanız, mahkeme sizi ciddiye almaz. Hani bir keresinde bir tanıdığım vardı, "ben ödedim abi" deyip duruyordu, ama elinde hiçbir şey yok. Ne oldu? Haciz kalkmadı. Çünkü mahkeme dedi ki "kanıt yok". İşte bu yüzden, ne kadar sinir bozucu olsa da, her kağıdı saklamak lazım. Her ödemeyi bankadan yapmak lazım. Elden para vermek, hele ki bir senet varsa, büyük risk.
Bazen de insan diyor ki, "Ya ben bu işi avukata versem, daha mı iyi?" Tabii ki iyi abi, vallaha iyi. Ama herkesin o parası yok, herkes o yola giremiyor. O zaman ne yapacaksınız? Kendiniz yazacaksınız. Ama sakın ha dilekçeyi internetteki hazır şablonlarla doldurmayın. O şablonlar genel geçer, sizin durumunuza uymaz. Mesela bir örnek bulursunuz, "Sayın Mahkeme Hakimliği'ne" diye başlar, altına isim yazarsınız. İşte o zaman mahkeme anlar ki "bu adam hazır kalıbı kullanmış, kendi derdini anlatamamış". O zaman da ret gelir. Oysa siz kendi el yazınızla, kendi cümlelerinizle, olayı başından sonuna anlatsanız... İşte o zaman fark eder. Samimi olmak dediğim şey bu işte.
Hani bir de şu var: Mahkeme heyeti insan değil mi? Okurken sizin derdinizi anlamak ister. Ama anlaması için sizin anlatmanız gerek. "Şu tarihte, şu borcu ödedim, işte dekontu" demek yerine, "o gün bankaya gittim, sıra bekledim, şu kadar para yatırdım, sonra adama söyledim ama o inkar ediyor" derseniz, daha canlı olur. Tabii çok da duygusal olmayın, hukuk duygudan hoşlanmaz. Ama bir parça hikaye, bir parça gerçeklik... İşte o zaman mahkeme de "hmm, bu adamın anlattığı mantıklı" der.
Bir şey daha: Dilekçeyi yazarken, karşınızdaki alacaklıyı suçlamayın, yani "adam hırsız" demeyin, "kötü niyetli" demeyin. Çünkü onu ispatlamak çok zor. Sadece olayı anlatın, delilleri koyun, gerisini mahkeme düşünsün. Hani bir laf var "hukukta ispat kolay değil" diye. Doğru. Ama siz dürüstçe anlatırsanız, elinizdeki belgeler sağlamsa, çoğu zaman işiniz kolaylaşır. Vallahi billahi diyorum, ben bu işlerin içinde çok bulundum, gözümle gördüm. Yeter ki pes etmeyin.
Son olarak şu: İhtiyati haciz kalktıktan sonra da rahatlamayın hemen. O alacaklı bir daha gelmeyecek mi? Belki gelir. O yüzden bu dilekçeyi yazdıktan sonra, bir de icra takibinin iptali için uğraşmak gerekebilir. Ama onu da zamanı gelince düşünürsünüz. Şimdi önce şu haczi kaldırtın, sonrasına bakarız. Abi, ne diyeyim, kolay gelsin. Umarım işiniz tez zamanda hallolur.