İcra Dilekçesi Nasıl Yazılır? Adım Adım Rehber

İcra ve hukuk süreçleri, borç takibi ve hukuki danışmanlık forumu. Sorularınızı sorun, uzmanlardan yanıt alın.

CoralTempo

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
424
Tepkime puanı
0
CoralTempo
Diyelim ki alacağın var, elinde senet duruyor, karşı taraf her seferinde "yarın, öbür gün, haftaya" deyip duruyor ve artık o yarınların hiçbiri gelmiyor... İşte tam o çaresizliğin kıyısında kapısını çaldığımız yer icra dairesi; elinde yazılı bir kağıt olmadan oraya gidenin işi zor, haklı olsa bile. Dilekçe dediğimiz şey, hukukun o soğuk koridorlarında bizim sesimiz aslında; yazarken her kelimeyi tartarak koyarsan, borçlunun karşısında seni güçlü kılan bir belgeye dönüşür, yoksa sıradan bir kağıda.

İcra müdürlüğünün kapısında "kayıt numarası al, vezneye yatır, dosya aç" telaşı... İlk kez giden insan orada kendini kaybolmuş hisseder, vallahi öyle. Ama asıl mesele o kalabalığa karışmadan önce masada biten iştir: dilekçenin doğru yazılması. Alacaklının adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, açık adresi; borçlunun da aynı bilgileri eksiksiz dökülmeli kağıda. Bir adresin yanlış yazılması demek ayların heba olması demek; tebligat iade gelir, dosya bir köşede uyur, alacaklı da pencereden bakar...

Yetkili icra dairesini bulmak da ayrı bir incelik; genel kural şu: borçlunun yerleşim yeri ya da sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi yetkili. Bunu bilmeden yanlış kapıyı çalarsan, "yetkisizlik" kararıyla yüzüne kapanan bir kapı bulursun; o kapıyı açmak için yeniden yola koyulmak gerekir, aylar su gibi akar gider. Biz bu işlerde acele etmeyi hiç sevmeyiz, ama fevri davranmak da işi uzatır; otur, düşün, hangi daireye gideceğine karar ver.

Alacağın dayanağını yazarken ne kadar somut olursan o kadar iyi; senet varsa senet numarası, düzenleme tarihi, tutarı; çek varsa keşidecisi, muhatap banka, ibraz tarihi... Hepsini tek tek sırala, abi. "Filan tarihte şu kadar borç aldı" deyip geçme; dayanak belgenin niteliğini açıkça yazmalısın ki icra müdürü dosyaya hangi pencereden bakacağını bilsin. İlamlı takip mi, ilamsız takip mi? Örnek 7 ödeme emri mi, Örnek 49 mu? Bunların arasındaki farkı bilmek, karanlık bir sokakta sağa mı sola mı sapacağını bilmek gibidir; yanlış adım, geri dönüşü zor bir yola çıkarır seni.

Faiz hesabı... İşte orada işler birbirine girer. Sözleşmede faiz kararlaştırılmışsa o oran uygulanır; kararlaştırılmamışsa yasal faiz devreye girer, ama hangi tarihten itibaren? Senette vade günü bellidir, ona göre başlatırsın; sözleşmede ihtar şartı varsa, ihtarın tebliğinden sonra işler faiz. Avukat değilsen bu hesap kafa karıştırır, normaldir, biz de ilk yaptığımızda şaşırmıştık; yine de dilekçene faiz başlangıç tarihini ve oranını netçe yaz, "faiziyle birlikte" deyip geçme, o iki kelime yetmez bazen.

Masraflar ve harçlar da cabası; başvuru harcı, peşin harç, tebliğ giderleri, dosya masrafı... Bütün bunların dilekçeyle birlikte yatırılması gerekir, ama asıl önemlisi bu giderlerin borçludan tahsil edileceğini de belirtmek. "İcra masrafları ve harçlar borçluya yükletilsin" diye ufak bir cüm
O cümle yoksa, borçluya çıkarılan ödeme emrinde masrafları ayrıca isteyemezsin; uğraş dur, hem de ne uğraşmak... Dilekçenin en can alıcı kısmı aslında talep sonucudur; ne istiyorsun, nasıl istiyorsun? Alacağın aslını, işlemiş faizi, işleyecek faizi, masrafları, vekalet ücretini, hepsini tek tek say. "Filan alacağımın tahsiline" deyip bırakma, çünkü oraya yazmadığın hiçbir şeyi isteyemezsin sonra; hakim o kadar merhametli değil, abi, yazmadıysan yoktur.

Peki borçluya ne olacak şimdi? Ödeme emri tebliğ edilir, borçlu ya öder, ya itiraz eder, ya da hiç sesini çıkarmaz. İtiraz ederse takip durur; o an dünyanın başına yıkıldığını sanırsın, ama aslında işin sadece bir perdesi kapanır. İtirazın iptali davası, işte o başka bir cephe; oraya girmek istiyorsan elinde daha sağlam deliller olmalı, senet varsa kolay, sözleşmeye dayanıyorsan imza inkarı çıkabilir karşına... Her şey birbirine bağlı, bir yanlış adım tüm zinciri kırar, vallahi.

Bazen dilekçeyi yazarken insan kendi kendine soruyor: "Bu işi avukata mı versem?" Hakkını yemeyelim, icra işleri ciddi iş, küçük bir hata dosyanın yıllarca sürmesine sebep olabilir; ama bir de düşünürsün, borç küçük, avukat masrafı büyük... İşte tam o dengeyi kurarken iyi yazılmış bir dilekçe hayat kurtarır. Bizim milletimiz her işi kendi başının çaresine bakmak ister, evladiyelik bir alışkanlık; yetişir ama dikkatli olmak şart, andan sonra pişmanlık çok zor oluyor.

Dilekçenin diline gelince... Resmi ama katı değil; hukuk dili ağır olabilir, ama senin derdini anlatman yeterli. "Sayın İcra Müdürlüğü" ile başla, sonra birkaç satırda özet geç; kimsin, kimi istiyorsun, ne kadar alacağın var. Uzun uzadıya hikaye anlatma, abi, orası divan edebiyatı dersliği değil; her cümle iş yapsın, her kelime bir taş gibi yerine otursun. Kısa cümlelerle derdi anlat, uzun cümlelerle de hukuki dayanağı göster; ikisi birbirini tamamlasın, gerisi kendiliğinden akar.

Unutma, dilekçenin bir kopyası sende kalacak; onu sakla, çünkü dosyanın her aşamasında hangi talebi ne zaman yaptığını bilmen gerekir. Ufak bir defter tut, tarihleri yaz, tebligatları biriktir; bu işler karıştıkça karışır, sonra "ben zaten yazmıştım" der durursun ama belge olmadan sözün hava kadar hafif. Yazarken her şeyi netleştir, tarafları doğru adlandır, alacaklı/borçlu sıfatlarını karıştırma; mahkemede "alacaklıyım" diye bağıranın, yanlışlıkla "borçlu" yazdığı için kaybettiği davalar gördük, vallahi.

Son bir püf noktası: dilekçeyi iki kere oku. Üç kere oku. Hatta bir arkadaşına okut, olmadı, akşam üstü kendin fısıltıyla tekrar oku... Çünkü o kağıt, borçluya ulaştığında bir değil, bin derdin dermanı olacak; ama özensiz yazılmışsa, o da bir dert olup başına bela kesilecek. İcra kapısında haklılık değil, yazılı olan kazanır; biz bunu çok acı tecrübelerle öğrendik, size de öğretmek istemem.

Sonuçta dilekçe, dava kapısının anahtarıdır; anahtar ne kadar düzgün kesilirse kilit o kadar kolay açılır. İçiniz rahat olsun, ilk seferde mükemmel olmayabilir; bizim de ilk dilekçemizde imza yerine kaşe bastığımız günler oldu, olur böyle şeyler, önemli olan pes etmemek ve her denemede biraz daha usta olmak. Şimdi kalemi eline al, derdini düzgün yaz, icra müdürlüğünün kapısını tıklat; gerisi çorap söküğü gibi gelecek, vallahi billahi.
 
Geri