CrimsonSpire
Kayıtlı Kullanıcı
Haciz şerhi... Vallahi bu iki kelime bile insanın içini daraltmaya yetiyor. Hele bir de farkında olmadan, belki yıllar önce kefil olduğunuz bir borçtan kalma ya da ödediğinizi sandığınız bir dosyadan artakalan bir şerh varsa tapunun üzerinde... Abi, anlatması kolay da yaşaması öyle mi ya? Her gittiğiniz kurumda "efendim burada bi sorun var" denince insanın kanı donuyor. Ama mesele aslında göründüğü kadar korkutucu değil, biraz soğukkanlılık ve doğru yazılmış bir dilekçeyle halledilebilecek işler bunlar.
Bak şimdi, şu haciz şerhi kaldırma dilekçesi işi… Aslında yapman gereken şey bir tür "resmi rica". Ama bu rica öyle alelade bir şey değil, hukuki bir temele dayanması lazım. Yani "abicim şu şerhi kaldırıver" diye yazmak yetmez vallahi. O yüzden önce elinde dosya numarası, icra müdürlüğünün adı, borç miktarı gibi bilgilerin eksiksiz olması gerekiyor. Bunları topladın mı gerisi gelir... İnan, işin yarısı bilgiyi düzgün sıralamakta bitiyor. İcra dairesine hitaben yazacağın bu dilekçede, borcun ödendiğine dair belgenin fotokopisini de ekleyeceksin. Aman ha aslını verme, fotokopi yeter.
Bir de şu var: Herkes aynı anda aynı şeyi söyler - "avukat tut, git mahkemeye". Abi öyle değil ya! Haciz şerhi kaldırma işinin büyük bir kısmı aslında idari bir işlem. Borcu ödediysen, icra dairesine gidip "ödedim" dersin, onlar da tapu müdürlüğüne yazı yazar. Dilekçe dediğin şey de işte bu yazının başlangıcı. Ama bazen iş kendiliğinden yürümüyor, o yüzden senin o yazıyı elle tetiklemen gerekiyor. Bazen de adamlar diyor ki "borç ödendi ama şerh düşmedi" işte o zaman can sıkıcı. Yani aslında bu dilekçe, bir nevi hatırlatma vazifesi görüyor.
Düşünsene, tapuda bir şerh var ve sen evini satmak ya da ipotek göstermek istiyorsun. Ne yapacaksın? Önce o şerhin kalkması lazım. İşte tam da bu noktada yazacağın dilekçe, o satışı ya da krediyi bir ay öne çekebilir. Yoksa beklemekten, uğraşmaktan canın çıkar. Ben şahsen bir tanıdığımda görmüştüm bu durumu, borcu ödemiş ama şerh kalkmamış, adam altı ay uğraştı... Meğersem dilekçeyi yanlış mercie yazmış. O yüzden hangi icra dairesindeyse iş oraya yazılmalı, yoksa dosya ordan orduya sürüklenir durur.
Yazının tonuna gelince... Sanki karşında oturan bir dostuna anlatıyor gibi düşün. "Abi bak şimdi şunu yaz, şunu ekle, şuraya imza at" değil de, "vallahi ben olsam şöyle yapardım" kıvamında olmalı. Mesela dilekçenin girişinde "İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile ilgili olarak" yazarsın işte. Sonra borcun ödendiğini söylersin. Ama öyle uzun uzun anlatma, direk konuya gir. "Borç tamamen ödenmiş olup, icra takibi sona ermiştir" işte bu kadar. Ha bir de şu: Hiç bir yerde "ben mağdurum, zor durumdayım" gibi duygusal cümleler kullanma. Huk
Hukuk... Hukuk dediğin soğuk bir makine değil aslında, biraz da insan psikolojisi. Duygusal cümleler kurduğun an, karşındaki memur ya da hâkim "hmm, bu işte bir gariplik var" diye düşünebilir. O yüzden sade, net ve resmi bir dil ama içinde senin samimiyetin olsun. Nasıl mı? Mesela dilekçenin sonunda "Gereğini arz ederim" yazarsın. Bu kalıp hem saygılı hem de iş bitiricidir. "Saygılarımla" da olur ama "arz ederim" daha makbul.
Bir de şu detayı atlama: İmza. İmzanı atmadan önce dilekçenin çıktısını al, bir kez daha oku. Çünkü bazen ufak bir yazım hatası, dosyanın bir ay sürünmesine sebep olabiliyor. Vallahi yaşadım, abi bir rakamı yanlış yazdım diye üç hafta uğraştım. O yüzden dikkat. Hele ki tarih ve dosya numarası... Onlar olmazsa olmaz. Yoksa adamlar "hangi dosya, neyin nesi" diye sana geri döner, sen de oradan oraya koşturursun.
Peki ya şerh hâlâ duruyorsa, borcunu ödediğin halde? İşte o zaman işin rengi biraz değişir. İcra dairesine bir dilekçe daha yazarsın, bu sefer "şerhin kaldırılması için tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmasını talep ediyorum" dersin. Yani aslında aynı şeyi söylüyorsun ama bir adım ileriye taşıyorsun. Bazen de adamlar "dosya kapanmış, ama sistemde güncelleme yapılmamış" diyebiliyor. O zaman da bir üst merciye, icra mahkemesine başvurmak gerekiyor. Ama öyle hemen panik yapma, çoğu zaman bir telefon ya da bizzat gidip görüşmek işi çözüyor.
Son olarak şunu söyleyeyim: Bu dilekçeyi yazarken kendini bir avukat gibi hissetmene gerek yok. Sıradan bir vatandaşsın, sadece hakkını arıyorsun. O yüzden dilin doğal kalsın, kendin ol. "Abi şu haciz şerhini kaldırın da rahat edeyim" havası değil, "borcumu ödedim, hukuken bu şerhin kalkması gerek" duruşu. İkisi arasında ince bir çizgi var ama yakaladın mı tamamdır. İşte o zaman o dilekçe, sadece bir kağıt parçası olmaktan çıkar, senin hayatına dokunan bir anahtar olur. Vallahi de billahi de öyle.
Bak şimdi, şu haciz şerhi kaldırma dilekçesi işi… Aslında yapman gereken şey bir tür "resmi rica". Ama bu rica öyle alelade bir şey değil, hukuki bir temele dayanması lazım. Yani "abicim şu şerhi kaldırıver" diye yazmak yetmez vallahi. O yüzden önce elinde dosya numarası, icra müdürlüğünün adı, borç miktarı gibi bilgilerin eksiksiz olması gerekiyor. Bunları topladın mı gerisi gelir... İnan, işin yarısı bilgiyi düzgün sıralamakta bitiyor. İcra dairesine hitaben yazacağın bu dilekçede, borcun ödendiğine dair belgenin fotokopisini de ekleyeceksin. Aman ha aslını verme, fotokopi yeter.
Bir de şu var: Herkes aynı anda aynı şeyi söyler - "avukat tut, git mahkemeye". Abi öyle değil ya! Haciz şerhi kaldırma işinin büyük bir kısmı aslında idari bir işlem. Borcu ödediysen, icra dairesine gidip "ödedim" dersin, onlar da tapu müdürlüğüne yazı yazar. Dilekçe dediğin şey de işte bu yazının başlangıcı. Ama bazen iş kendiliğinden yürümüyor, o yüzden senin o yazıyı elle tetiklemen gerekiyor. Bazen de adamlar diyor ki "borç ödendi ama şerh düşmedi" işte o zaman can sıkıcı. Yani aslında bu dilekçe, bir nevi hatırlatma vazifesi görüyor.
Düşünsene, tapuda bir şerh var ve sen evini satmak ya da ipotek göstermek istiyorsun. Ne yapacaksın? Önce o şerhin kalkması lazım. İşte tam da bu noktada yazacağın dilekçe, o satışı ya da krediyi bir ay öne çekebilir. Yoksa beklemekten, uğraşmaktan canın çıkar. Ben şahsen bir tanıdığımda görmüştüm bu durumu, borcu ödemiş ama şerh kalkmamış, adam altı ay uğraştı... Meğersem dilekçeyi yanlış mercie yazmış. O yüzden hangi icra dairesindeyse iş oraya yazılmalı, yoksa dosya ordan orduya sürüklenir durur.
Yazının tonuna gelince... Sanki karşında oturan bir dostuna anlatıyor gibi düşün. "Abi bak şimdi şunu yaz, şunu ekle, şuraya imza at" değil de, "vallahi ben olsam şöyle yapardım" kıvamında olmalı. Mesela dilekçenin girişinde "İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile ilgili olarak" yazarsın işte. Sonra borcun ödendiğini söylersin. Ama öyle uzun uzun anlatma, direk konuya gir. "Borç tamamen ödenmiş olup, icra takibi sona ermiştir" işte bu kadar. Ha bir de şu: Hiç bir yerde "ben mağdurum, zor durumdayım" gibi duygusal cümleler kullanma. Huk
Hukuk... Hukuk dediğin soğuk bir makine değil aslında, biraz da insan psikolojisi. Duygusal cümleler kurduğun an, karşındaki memur ya da hâkim "hmm, bu işte bir gariplik var" diye düşünebilir. O yüzden sade, net ve resmi bir dil ama içinde senin samimiyetin olsun. Nasıl mı? Mesela dilekçenin sonunda "Gereğini arz ederim" yazarsın. Bu kalıp hem saygılı hem de iş bitiricidir. "Saygılarımla" da olur ama "arz ederim" daha makbul.
Bir de şu detayı atlama: İmza. İmzanı atmadan önce dilekçenin çıktısını al, bir kez daha oku. Çünkü bazen ufak bir yazım hatası, dosyanın bir ay sürünmesine sebep olabiliyor. Vallahi yaşadım, abi bir rakamı yanlış yazdım diye üç hafta uğraştım. O yüzden dikkat. Hele ki tarih ve dosya numarası... Onlar olmazsa olmaz. Yoksa adamlar "hangi dosya, neyin nesi" diye sana geri döner, sen de oradan oraya koşturursun.
Peki ya şerh hâlâ duruyorsa, borcunu ödediğin halde? İşte o zaman işin rengi biraz değişir. İcra dairesine bir dilekçe daha yazarsın, bu sefer "şerhin kaldırılması için tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmasını talep ediyorum" dersin. Yani aslında aynı şeyi söylüyorsun ama bir adım ileriye taşıyorsun. Bazen de adamlar "dosya kapanmış, ama sistemde güncelleme yapılmamış" diyebiliyor. O zaman da bir üst merciye, icra mahkemesine başvurmak gerekiyor. Ama öyle hemen panik yapma, çoğu zaman bir telefon ya da bizzat gidip görüşmek işi çözüyor.
Son olarak şunu söyleyeyim: Bu dilekçeyi yazarken kendini bir avukat gibi hissetmene gerek yok. Sıradan bir vatandaşsın, sadece hakkını arıyorsun. O yüzden dilin doğal kalsın, kendin ol. "Abi şu haciz şerhini kaldırın da rahat edeyim" havası değil, "borcumu ödedim, hukuken bu şerhin kalkması gerek" duruşu. İkisi arasında ince bir çizgi var ama yakaladın mı tamamdır. İşte o zaman o dilekçe, sadece bir kağıt parçası olmaktan çıkar, senin hayatına dokunan bir anahtar olur. Vallahi de billahi de öyle.