CoralTempo
Kayıtlı Kullanıcı
Bir sabah uyanırsın, kapıda bir zarf bulursun ya da telefonuna bir mesaj düşer; "Ödeme emri" derler. İçinde bir borçtan bahsedilir, bir de muhatap olduğun icra dairesi vardır. İşte tam o an boğazın düğümlenir, aklından onlarca soru geçer: "Ben bu parayı niye ödüyorum?" ya da "Bu icra dairesi benim işime neden bakıyor?" Sana şunu söyleyeyim, bu iki sorunun cevabı aslında tek bir dilekçenin içinde gizli. Borca ve yetkiye birlikte itiraz etmek, hukukun sana tanıdığı en kıymetli haklardan bir tanesi; ama ne yazık ki çoğu kişi bu hakkı kullanmayı bilmez, korkar, çekinir ya da hiç uğraşmaz. Oysa işin özünde o kadar karmaşık bir şey yok, biraz dikkat, biraz da doğru adımları bilmek yeterli. Hadi gel, bu işi birlikte çözelim, seni o kara kara düşünmekten kurtaralım.
Şimdi öncelikle şunu anlaman lazım: İcra takibi başladığında karşına iki ayrı kapı çıkar. Birincisi, o borcun gerçekten var olup olmadığı meselesi; ikincisi ise, takibi yapan icra dairesinin senin bulunduğun yere ya da işin niteliğine göre yetkili olup olmadığı sorunu. Bu iki mesele kâğıt üzerinde ayrı gibi dursa da, pratikte çoğu zaman iç içe geçer ve senin bunları ayrı ayrı dilekçe vermek yerine tek bir dilekçeyle halletmen mümkün. Düşünsene, bir deftere iki ayrı borç yazılmış, sen o defterin sahibine "Bu borçların ikisi de yanlış" diyorsun. Hukuk da işte tam olarak bunu söylemeni bekliyor; ama bunu söylerken nasıl söylediğin, hangi kelimeleri kullandığın son derece önemli. Çünkü haklı olmak yetmez, haklı olduğunu usulüne uygun şekilde ortaya koyman gerekir, yoksa abi vallahi hakkın elinden kayıp gider.
Bu noktada itiraz dilekçesinin süresi meselesine değinmeden geçemeyeceğim. Ödeme emri eline ulaştıktan sonra sana tanınan süre, işin türüne göre değişmekle birlikte genellikle yedi gündür. Yedi gün, biliyorum çok kısa bir süre, insanın aklına "Bu kadar kısa sürede ben ne yapabilirim ki?" sorusu geliyor. Ama işte tam da bu yüzden hareket etmen gereken zamanı bekleme; hemen bir avukata danış ya da en azından icra dairesinden öğren, ama sakın süreyi kaçırma. Eğer bu süreyi kaçırırsan, borç kesinleşir, malvarlığına haciz gelir, maaşına bloke konur ve işin içinden çıkılmaz bir hâl alır. Hâlbuki sen daha ilk adımda, borca ve yetkiye birlikte itiraz ettiğini belirten birkaç cümlelik bir dilekçe versen, o takip durur, adeta zaman senin lehine işlemeye başlar. Vallahi diyorum, bu işin sırrı sadece zamanında harekete geçmekte.
Dilekçenin içeriğine gelince... İşte burası çok kritik bir nokta. Sen, "Ben bu borcu kabul etmiyorum" deyip geçersen, yetki itirazını unutmuş olursun; "Bu mahkeme yetkili değil" deyip geçersen de asıl önemli olan borç itirazını kaybedersin. İkisini birden yazman lazım, hem de birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında aynı amaca hizmet eden iki ayrı bölüm hâlinde. Diyelim ki borçlu olmadığın bir sözleşmeden dolayı takip yapılıyor, bir de takip yapan alacaklının bulunduğu şehirdeki icra dairesi senin ikametgâhından çok uzakta. İşte o zaman dilekçende hem "Bu borç, imzamı içermeyen bir senede dayanmaktadır, bu sebeple borca itiraz ediyorum" diye yazacaksın, hem de "Takip yetkisiz icra dairesinde başlatılmıştır, bu sebeple yetkiye de itiraz ediyorum" diye ekleyeceksin. Bu iki cümle, birbirini tamamlayan iki kalkan gibidir; birisi düşse bile diğeri seni korur, ama ikisini birden taşırsan hiçbir şeyden korkmana gerek kalmaz.
İşin güzel tarafı, bu dilekçeyi yazmak için illa hukukçu olmana gerek yok. Tabii ki bir avukat tutman her zaman en doğrusu, çünkü işin incelikleri var; ama temel mantığı kavradıysan, kendi başına da dilekçeni hazırlayabilir, icra dairesine verebilirsin. Unutma, dilekçenin resmî bir formu yok, samimi bir dille yazabilirsin; önemli olan niyetini ve talebini açıkça ortaya koymandır. "Ben bu borcu ödemeyeceğim" gibi agresif bir üslup yerine, "Tarafıma gönderilen ödeme emrine süresi içinde itiraz ediyorum, şu sebeplerle borca itirazım vardır" gibi sakin ve net bir dil çok daha etkilidir. Çünkü hâkim ve icra müdürü de sonuçta insan, senin ne dediğini anlamak istiyor; karmaşık ve öfkeli bir metin okumaktan hoşlanmazlar. Sen de bunu bildiğin için, dilekçeni yazarken hem sakin olacaksın hem de iddialarını tek tek sıralayacaksın; borç kaynağını, senet varsa tarihini, imzanın size ait olup olmadığını, yetkisizlik sebebini, hepsini açıkça belirteceksin.
Ama biraz durup düşünmek lazım, değil mi? Acaba yetki itirazıyla borca itirazın sonuçları aynı mı, yoksa farklı mı işliyor? İşte burada işin rengi biraz değişiyor. Borca itiraz ettiğinde takip durur ve alacaklı, itirazın iptali için mahkemeye başvurmak zorunda kalır. Yani sen "borç yok" dediğinde, alacaklı bunu ispat etmek için dava açar; bu dava sürerken takip durur, üzerindeki baskı ortadan kalkar. Yetkiye itiraz ettiğinde ise durum biraz daha farklıdır; icra dairesi dosyayı yetkili olduğunu düşündüğü yere gönderir ya da takip iptal edilir. Alacaklı yetkili icra dairesinde yeniden takip başlatabilir, ama bu da zaman alır, senin lehine bir nefes alma süresi yaratır. Gördün mü, iki itirazın birleşimi aslında sana zaman kazandırır, oysa hukukta zaman her şeydir, derler ya, işte bu tam olarak o durum.
Aslında şunu da söylemeliyim, bu işlere giriştiğinde karşına bazı tuzaklar çıkabilir. Mesela alacaklı, senin itirazından sonra "Ben bu borcu kabul ediyorum" gibi bir beyanınız var mı diye soruşturur; ya da daha önce yaptığın bir kısmi ödemeyi, borcun tamamını kabul etmişsin gibi göstermeye çalışır. İşte bu yüzden dilekçende, daha önce herhangi bir ödeme yapıp yapmadığını, varsa bunun hangi borca sayılacağını da açıklamalısın. Eğer hiçbir ödeme yapmadıysan, zaten işin kolay; sadece "Borçlu olmadığımı beyan ederim, bu takip haksızdır" demen yeterli. Ama ödeme yaptıysan, "Yaptığım ödeme şu tarihte şu tutardadır, borcun kalan kısmı da hatalıdır" diye tek tek yazman gerekir. Yani dilekçe aslında bir nevi senin hikâyeni anlattığın bir mektup gibidir; kısa kesme, ama gereksiz ayrıntıya da boğma; tam ortasını bul, işte o zaman içinden çıkılmaz bir hal almaz.
Bir de şu var, bazı insanlar "Ben zaten haklıyım, ne gerek var dilekçeye?" diye düşünür. Ah abi, vallahi bu düşünce en büyük hatadır. Çünkü hukukta haklı olmak, tek başına bir anlam ifade etmez; haklı olduğunu ortaya koyan belgeler ve usulüne uygun yapılmış itirazlar anlam ifade eder. Diyelim ki gerçekten borcun yok, elinde de tüm belgeler var; ama sen süresinde itiraz etmezsen, bu belgeler bir anda değersiz hâle gelir, çünkü takip kesinleşir ve alacaklı icra yoluyla tahsilata başlar. Mahkemede haklı çıksan bile, o kadar yıl uğraşırsın, o kadar emek verirsin, sonunda belki hakkını alırsın ama psikolojin bozulur. O yüzden ilk adımda, borca ve yetkiye birlikte itiraz dilekçeni ver; hem kendini koru hem de karşı tarafa "Bu iş bu kadar kolay değil" mesajını ver.
Şimdi dilersen dilekçenin nasıl bir şey olabileceğine dair kafanda bir taslak oluşturalım. Sen şöyle başla: "Tarafıma tebliğ edilen ... sayılı icra takibine ilişkin ödeme emrine süresi içinde itiraz ediyorum." Sonra hemen yetki itirazını dile getir: "Yerleşim yerim ... olup, İİK m.50 ve HMK m.6 uyarınca yetkili icra dairesi ...'dır. Bu nedenle yetkiye itiraz ediyorum." Ardından borca itiraza geç: "Borçlu bulunmadığımı beyan ederim; zira takibe dayanak yapılan belge/senet imzamı taşımamaktadır, bu husus yapılacak incelemede açıkça sabit olacaktır." İşte bu kadar; bu iki bölüm, dilekçenin ana gövdesini oluşturur. Ama unutma, bu sadece bir iskelet; sen kendi durumuna göre bu iskeletin etrafını dolduracaksın, olayı anlatacaksın, delilleri sıralayacaksın. Hatta bazen "Alacaklı ile hiçbir ticari ilişkim bulunmamaktadır" gibi bir cümle bile işin seyrini değiştirebilir; çünkü hâkim, hiç tanımad
ığın birinin imzasını taşıyan bir kâğıda bakıp seni borçlu çıkarabilir; ama sen bu itirazı yaparken, "Ben bu kişiyi tanımıyorum, bu belge bana ait değil" dediğinde, işte o zaman işin rengi değişir. İnsanın kendi adına yazılmış ama asla görmediği bir borç yüzünden uykularının kaçması ne acıdır, biliyorum. İşte bu yüzden, o dilekçeyi yazıp icra dairesine verdiğinde sadece hukuki bir işlem yapmış olmazsın; aynı zamanda içindeki o korkuya, o belirsizliğe de "Dur" dersin. Ve inan bana, bu bile tek başına insanın omuzlarından bir yük kaldırır; çünkü artık pasif bir şekilde bekleyen taraf değil, kendi hikâyesini anlatan ve savunan taraf olursun. Hâlbuki çoğu insan bu adımı atarken bile tereddüt eder, "Acaba yanlış mı yazarım, acaba mahkemeye düşer miyim?" diye düşünür; oysa itiraz dilekçesi bir dava açmak değildir, sadece takibin durmasını istemektir. Gerisi, alacaklının ne yapacağına bağlı olarak gelişir; sen sadece kendi savunmanı yaparsın, gerisini hukuk halledecektir.
Peki, itirazını verdikten sonra ne mi olur? İşte burası da kafanı kurcalayan bir başka nokta... Hemen söyleyeyim, borca ve yetkiye birlikte itiraz ettiğin anda icra takibi durur; yani haciz gelmez, maaşına bloke konmaz, hesabına el konmaz. Alacaklı, senin itirazını ortadan kaldırmak için iki yola başvurabilir: ya itirazın iptali davası açar ya da genel mahkemelerde alacak davasına gider. Her iki durumda da dava süreci başlar ve bu süreçte senin savunman dinlenir, belgelerin incelenir. Yetki itirazın kabul edilirse, dosya yetkili icra dairesine gönderilir, hatta bazı durumlarda takip tamamen iptal edilir; borca itirazın ciddi bulunursa da alacaklı iddiasını ispat etmek zorunda kalır. Yani anlayacağın, bu dilekçe sadece bir kağıt parçası değildir; senin hukuk mücadelenin ilk ve en önemli kalesidir. Ama dikkat et, itirazında sadece "borç yok" deyip geçme; neden borç olmadığını, hangi belgeye veya hangi imzaya itiraz ettiğini, yetkisizliğin hangi maddeye dayandığını kısaca belirt. Çünkü ileride açılacak davada, dilekçendeki bu gerekçeler senin lehine delil olarak kullanılır; boş ve ispatsız bir itiraz ise maalesef pek bir işe yaramaz.
Bir de şu var; bu işlemin masrafı var mı diye merak ediyor olabilirsin. İtiraz dilekçesi için herhangi bir harç ödenmez, sadece dilekçeyi verirken ıslak imzanın bulunduğu bir örnekle birlikte imzalarsın; üstelik bunu icra dairesinin kalemine giderek ya da posta yoluyla da yapabilirsin. Ancak sürenin kaçmaması için postayı önerilen taahhütlü olarak göndermen ve mutlaka alındı belgesini saklaman gerekir; çünkü karşı taraf "Dilekçeyi almadık" derse, elinde kanıt olması seni kurtarır. Hatta kimi zaman avukat tutmadan, kendi başına da bu dilekçeyi verebilirsin; ama icra müdürlüğünde görevli memurlar bazen "Avukatın yok mu?" diye sorarlar, sakın telaşlanma, avukat zorunluluğu yoktur, herkes kendi davasını takip edebilir. Yeter ki işin prosedürünü bil ve zamanında hareket et; gerisi teferruat, her ne kadar bu işin içinde bir sürü teferruat varmış gibi görünse de aslında ana hatlar bu kadar sade.
Son olarak şunu da eklemeden edemeyeceğim, çünkü bu işin en çok ihmal edilen tarafı duygusal boyutudur. İnsanlar borçlu duruma düştüklerinde utanç duyuyor, sustukça susuyor, "Ben mi yanlış yaptım?" diye kendini sorguluyor. Ama unutma, borçlu olmak bir suç değildir; haksız yere borçlu gösterilmek ise hiç değildir. Sen bu dilekçeyi verirken aslında kendine de bir iyilik yapıyorsun, çünkü içinde biriken o sıkıntıyı, o çaresizlik hissini bir kenara atıp hukuk sisteminin sana tanıdığı hakkı kullanıyorsun. Abi, vallahi diyorum, bazen insanın sadece "Ben buradayım, ben haksızım demedim" diyebilmesi bile başlı başına bir güçtür; bu dilekçe de işte o gücün somut hali. Ve kim bilir, belki de bu yazıyı okuyup da bugün o dilekçeyi verecek olan sen, yarın bu işin nasıl da basit olduğunu görüp gülümseyeceksin. O yüzden korkma, çekinme, bir an önce otur, durumunu bir kağıda dök; zaten işin yarısı, derdini anlatabilmekte...
Şimdi öncelikle şunu anlaman lazım: İcra takibi başladığında karşına iki ayrı kapı çıkar. Birincisi, o borcun gerçekten var olup olmadığı meselesi; ikincisi ise, takibi yapan icra dairesinin senin bulunduğun yere ya da işin niteliğine göre yetkili olup olmadığı sorunu. Bu iki mesele kâğıt üzerinde ayrı gibi dursa da, pratikte çoğu zaman iç içe geçer ve senin bunları ayrı ayrı dilekçe vermek yerine tek bir dilekçeyle halletmen mümkün. Düşünsene, bir deftere iki ayrı borç yazılmış, sen o defterin sahibine "Bu borçların ikisi de yanlış" diyorsun. Hukuk da işte tam olarak bunu söylemeni bekliyor; ama bunu söylerken nasıl söylediğin, hangi kelimeleri kullandığın son derece önemli. Çünkü haklı olmak yetmez, haklı olduğunu usulüne uygun şekilde ortaya koyman gerekir, yoksa abi vallahi hakkın elinden kayıp gider.
Bu noktada itiraz dilekçesinin süresi meselesine değinmeden geçemeyeceğim. Ödeme emri eline ulaştıktan sonra sana tanınan süre, işin türüne göre değişmekle birlikte genellikle yedi gündür. Yedi gün, biliyorum çok kısa bir süre, insanın aklına "Bu kadar kısa sürede ben ne yapabilirim ki?" sorusu geliyor. Ama işte tam da bu yüzden hareket etmen gereken zamanı bekleme; hemen bir avukata danış ya da en azından icra dairesinden öğren, ama sakın süreyi kaçırma. Eğer bu süreyi kaçırırsan, borç kesinleşir, malvarlığına haciz gelir, maaşına bloke konur ve işin içinden çıkılmaz bir hâl alır. Hâlbuki sen daha ilk adımda, borca ve yetkiye birlikte itiraz ettiğini belirten birkaç cümlelik bir dilekçe versen, o takip durur, adeta zaman senin lehine işlemeye başlar. Vallahi diyorum, bu işin sırrı sadece zamanında harekete geçmekte.
Dilekçenin içeriğine gelince... İşte burası çok kritik bir nokta. Sen, "Ben bu borcu kabul etmiyorum" deyip geçersen, yetki itirazını unutmuş olursun; "Bu mahkeme yetkili değil" deyip geçersen de asıl önemli olan borç itirazını kaybedersin. İkisini birden yazman lazım, hem de birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında aynı amaca hizmet eden iki ayrı bölüm hâlinde. Diyelim ki borçlu olmadığın bir sözleşmeden dolayı takip yapılıyor, bir de takip yapan alacaklının bulunduğu şehirdeki icra dairesi senin ikametgâhından çok uzakta. İşte o zaman dilekçende hem "Bu borç, imzamı içermeyen bir senede dayanmaktadır, bu sebeple borca itiraz ediyorum" diye yazacaksın, hem de "Takip yetkisiz icra dairesinde başlatılmıştır, bu sebeple yetkiye de itiraz ediyorum" diye ekleyeceksin. Bu iki cümle, birbirini tamamlayan iki kalkan gibidir; birisi düşse bile diğeri seni korur, ama ikisini birden taşırsan hiçbir şeyden korkmana gerek kalmaz.
İşin güzel tarafı, bu dilekçeyi yazmak için illa hukukçu olmana gerek yok. Tabii ki bir avukat tutman her zaman en doğrusu, çünkü işin incelikleri var; ama temel mantığı kavradıysan, kendi başına da dilekçeni hazırlayabilir, icra dairesine verebilirsin. Unutma, dilekçenin resmî bir formu yok, samimi bir dille yazabilirsin; önemli olan niyetini ve talebini açıkça ortaya koymandır. "Ben bu borcu ödemeyeceğim" gibi agresif bir üslup yerine, "Tarafıma gönderilen ödeme emrine süresi içinde itiraz ediyorum, şu sebeplerle borca itirazım vardır" gibi sakin ve net bir dil çok daha etkilidir. Çünkü hâkim ve icra müdürü de sonuçta insan, senin ne dediğini anlamak istiyor; karmaşık ve öfkeli bir metin okumaktan hoşlanmazlar. Sen de bunu bildiğin için, dilekçeni yazarken hem sakin olacaksın hem de iddialarını tek tek sıralayacaksın; borç kaynağını, senet varsa tarihini, imzanın size ait olup olmadığını, yetkisizlik sebebini, hepsini açıkça belirteceksin.
Ama biraz durup düşünmek lazım, değil mi? Acaba yetki itirazıyla borca itirazın sonuçları aynı mı, yoksa farklı mı işliyor? İşte burada işin rengi biraz değişiyor. Borca itiraz ettiğinde takip durur ve alacaklı, itirazın iptali için mahkemeye başvurmak zorunda kalır. Yani sen "borç yok" dediğinde, alacaklı bunu ispat etmek için dava açar; bu dava sürerken takip durur, üzerindeki baskı ortadan kalkar. Yetkiye itiraz ettiğinde ise durum biraz daha farklıdır; icra dairesi dosyayı yetkili olduğunu düşündüğü yere gönderir ya da takip iptal edilir. Alacaklı yetkili icra dairesinde yeniden takip başlatabilir, ama bu da zaman alır, senin lehine bir nefes alma süresi yaratır. Gördün mü, iki itirazın birleşimi aslında sana zaman kazandırır, oysa hukukta zaman her şeydir, derler ya, işte bu tam olarak o durum.
Aslında şunu da söylemeliyim, bu işlere giriştiğinde karşına bazı tuzaklar çıkabilir. Mesela alacaklı, senin itirazından sonra "Ben bu borcu kabul ediyorum" gibi bir beyanınız var mı diye soruşturur; ya da daha önce yaptığın bir kısmi ödemeyi, borcun tamamını kabul etmişsin gibi göstermeye çalışır. İşte bu yüzden dilekçende, daha önce herhangi bir ödeme yapıp yapmadığını, varsa bunun hangi borca sayılacağını da açıklamalısın. Eğer hiçbir ödeme yapmadıysan, zaten işin kolay; sadece "Borçlu olmadığımı beyan ederim, bu takip haksızdır" demen yeterli. Ama ödeme yaptıysan, "Yaptığım ödeme şu tarihte şu tutardadır, borcun kalan kısmı da hatalıdır" diye tek tek yazman gerekir. Yani dilekçe aslında bir nevi senin hikâyeni anlattığın bir mektup gibidir; kısa kesme, ama gereksiz ayrıntıya da boğma; tam ortasını bul, işte o zaman içinden çıkılmaz bir hal almaz.
Bir de şu var, bazı insanlar "Ben zaten haklıyım, ne gerek var dilekçeye?" diye düşünür. Ah abi, vallahi bu düşünce en büyük hatadır. Çünkü hukukta haklı olmak, tek başına bir anlam ifade etmez; haklı olduğunu ortaya koyan belgeler ve usulüne uygun yapılmış itirazlar anlam ifade eder. Diyelim ki gerçekten borcun yok, elinde de tüm belgeler var; ama sen süresinde itiraz etmezsen, bu belgeler bir anda değersiz hâle gelir, çünkü takip kesinleşir ve alacaklı icra yoluyla tahsilata başlar. Mahkemede haklı çıksan bile, o kadar yıl uğraşırsın, o kadar emek verirsin, sonunda belki hakkını alırsın ama psikolojin bozulur. O yüzden ilk adımda, borca ve yetkiye birlikte itiraz dilekçeni ver; hem kendini koru hem de karşı tarafa "Bu iş bu kadar kolay değil" mesajını ver.
Şimdi dilersen dilekçenin nasıl bir şey olabileceğine dair kafanda bir taslak oluşturalım. Sen şöyle başla: "Tarafıma tebliğ edilen ... sayılı icra takibine ilişkin ödeme emrine süresi içinde itiraz ediyorum." Sonra hemen yetki itirazını dile getir: "Yerleşim yerim ... olup, İİK m.50 ve HMK m.6 uyarınca yetkili icra dairesi ...'dır. Bu nedenle yetkiye itiraz ediyorum." Ardından borca itiraza geç: "Borçlu bulunmadığımı beyan ederim; zira takibe dayanak yapılan belge/senet imzamı taşımamaktadır, bu husus yapılacak incelemede açıkça sabit olacaktır." İşte bu kadar; bu iki bölüm, dilekçenin ana gövdesini oluşturur. Ama unutma, bu sadece bir iskelet; sen kendi durumuna göre bu iskeletin etrafını dolduracaksın, olayı anlatacaksın, delilleri sıralayacaksın. Hatta bazen "Alacaklı ile hiçbir ticari ilişkim bulunmamaktadır" gibi bir cümle bile işin seyrini değiştirebilir; çünkü hâkim, hiç tanımad
ığın birinin imzasını taşıyan bir kâğıda bakıp seni borçlu çıkarabilir; ama sen bu itirazı yaparken, "Ben bu kişiyi tanımıyorum, bu belge bana ait değil" dediğinde, işte o zaman işin rengi değişir. İnsanın kendi adına yazılmış ama asla görmediği bir borç yüzünden uykularının kaçması ne acıdır, biliyorum. İşte bu yüzden, o dilekçeyi yazıp icra dairesine verdiğinde sadece hukuki bir işlem yapmış olmazsın; aynı zamanda içindeki o korkuya, o belirsizliğe de "Dur" dersin. Ve inan bana, bu bile tek başına insanın omuzlarından bir yük kaldırır; çünkü artık pasif bir şekilde bekleyen taraf değil, kendi hikâyesini anlatan ve savunan taraf olursun. Hâlbuki çoğu insan bu adımı atarken bile tereddüt eder, "Acaba yanlış mı yazarım, acaba mahkemeye düşer miyim?" diye düşünür; oysa itiraz dilekçesi bir dava açmak değildir, sadece takibin durmasını istemektir. Gerisi, alacaklının ne yapacağına bağlı olarak gelişir; sen sadece kendi savunmanı yaparsın, gerisini hukuk halledecektir.
Peki, itirazını verdikten sonra ne mi olur? İşte burası da kafanı kurcalayan bir başka nokta... Hemen söyleyeyim, borca ve yetkiye birlikte itiraz ettiğin anda icra takibi durur; yani haciz gelmez, maaşına bloke konmaz, hesabına el konmaz. Alacaklı, senin itirazını ortadan kaldırmak için iki yola başvurabilir: ya itirazın iptali davası açar ya da genel mahkemelerde alacak davasına gider. Her iki durumda da dava süreci başlar ve bu süreçte senin savunman dinlenir, belgelerin incelenir. Yetki itirazın kabul edilirse, dosya yetkili icra dairesine gönderilir, hatta bazı durumlarda takip tamamen iptal edilir; borca itirazın ciddi bulunursa da alacaklı iddiasını ispat etmek zorunda kalır. Yani anlayacağın, bu dilekçe sadece bir kağıt parçası değildir; senin hukuk mücadelenin ilk ve en önemli kalesidir. Ama dikkat et, itirazında sadece "borç yok" deyip geçme; neden borç olmadığını, hangi belgeye veya hangi imzaya itiraz ettiğini, yetkisizliğin hangi maddeye dayandığını kısaca belirt. Çünkü ileride açılacak davada, dilekçendeki bu gerekçeler senin lehine delil olarak kullanılır; boş ve ispatsız bir itiraz ise maalesef pek bir işe yaramaz.
Bir de şu var; bu işlemin masrafı var mı diye merak ediyor olabilirsin. İtiraz dilekçesi için herhangi bir harç ödenmez, sadece dilekçeyi verirken ıslak imzanın bulunduğu bir örnekle birlikte imzalarsın; üstelik bunu icra dairesinin kalemine giderek ya da posta yoluyla da yapabilirsin. Ancak sürenin kaçmaması için postayı önerilen taahhütlü olarak göndermen ve mutlaka alındı belgesini saklaman gerekir; çünkü karşı taraf "Dilekçeyi almadık" derse, elinde kanıt olması seni kurtarır. Hatta kimi zaman avukat tutmadan, kendi başına da bu dilekçeyi verebilirsin; ama icra müdürlüğünde görevli memurlar bazen "Avukatın yok mu?" diye sorarlar, sakın telaşlanma, avukat zorunluluğu yoktur, herkes kendi davasını takip edebilir. Yeter ki işin prosedürünü bil ve zamanında hareket et; gerisi teferruat, her ne kadar bu işin içinde bir sürü teferruat varmış gibi görünse de aslında ana hatlar bu kadar sade.
Son olarak şunu da eklemeden edemeyeceğim, çünkü bu işin en çok ihmal edilen tarafı duygusal boyutudur. İnsanlar borçlu duruma düştüklerinde utanç duyuyor, sustukça susuyor, "Ben mi yanlış yaptım?" diye kendini sorguluyor. Ama unutma, borçlu olmak bir suç değildir; haksız yere borçlu gösterilmek ise hiç değildir. Sen bu dilekçeyi verirken aslında kendine de bir iyilik yapıyorsun, çünkü içinde biriken o sıkıntıyı, o çaresizlik hissini bir kenara atıp hukuk sisteminin sana tanıdığı hakkı kullanıyorsun. Abi, vallahi diyorum, bazen insanın sadece "Ben buradayım, ben haksızım demedim" diyebilmesi bile başlı başına bir güçtür; bu dilekçe de işte o gücün somut hali. Ve kim bilir, belki de bu yazıyı okuyup da bugün o dilekçeyi verecek olan sen, yarın bu işin nasıl da basit olduğunu görüp gülümseyeceksin. O yüzden korkma, çekinme, bir an önce otur, durumunu bir kağıda dök; zaten işin yarısı, derdini anlatabilmekte...