Alacaklılar Zamanaşımına Karşı Hangi İşlemleri Yapabilir?

İcra ve hukuk süreçleri, borç takibi ve hukuki danışmanlık forumu. Sorularınızı sorun, uzmanlardan yanıt alın.

SaffronCadence

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
420
Tepkime puanı
0
SaffronCadence
Bir alacağın varlığı, onun her zaman tahsil edilebileceği anlamına gelmez. Zaman, alacaklının aleyhine işleyen sessiz bir defter tutar. Borç doğduğu andan itibaren kanunda öngörülen süre dolduğunda, alacaklı hakkını kaybeder ve borçlu ödemekten kaçınabilir. İşte bu noktada zamanaşımı, alacaklıların en büyük kabusu hâline gelir. Ancak yasa koyucu, alacaklıyı tamamen korumasız bırakmamış; zamanaşımı süresini kesen ve durduran çeşitli işlemler öngörmüştür.

Bir alacaklının yapabileceği işlemleri bilmesi, süresi dolmak üzere olan bir dosyada hayat kurtarır. Dava açmak, icra takibi başlatmak, borçludan yazılı bir kabul almak veya arabuluculuğa başvurmak gibi yöntemler, zamanı geri sarar. Bu makalede, alacaklıların zamanaşımına karşı hangi hukuki yollara başvurabileceğini, bu yolların nasıl işlediğini ve dikkat edilmesi gereken kritik noktaları, güncel mevzuat ve yargı kararları ışığında ele alacağız.

Temel Kavramlar ve Tanım​


Zamanaşımı, bir hakkın kanunda belirtilen süre içinde kullanılmaması durumunda, borçlunun bu hakkın ifasından kaçınabilme imkânı kazanmasıdır. Önemli bir ayrım yapmak gerekir: zamanaşımı, alacağı sona erdirmez; yalnızca borçluya "bu borcu ödemekten kaçınma" yetkisi verir (defi hakkı). Borçlu bu defiyi ileri sürmezse, mahkeme zamanaşımını kendiliğinden dikkate almaz. Bu incelik, alacaklı açısından kritiktir çünkü borçlunun ödeme gücünün olduğu veya hukuki bilgisinin zayıf olduğu durumlarda zamanaşımı savunması unutulabilir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi, genel zamanaşımı süresini on yıl olarak belirler. Ancak kanunda farklı süreler de öngörülmüştür: kira alacakları, ücret, maaş gibi dönemsel edimler beş yıl; perakende satış ve hizmet bedelleri ise iki yıl içinde zamanaşımına uğrar. Zamanaşımı süresinin dolması, alacaklının harekete geçmesini bekleyen bir süreçtir. Bu süreç içinde alacaklı, hakkını korumak için belirli hukuki işlemleri yapmalıdır. Aksi takdirde, alacak "muaccel" olduğu anda işlemeye başlayan süre, sonunda borçlunun savunmasına dönüşür.

Zamanaşımını Kesen İşlemler: Hukuki Çerçeve​


Zamanaşımının kesilmesi, işlemiş olan sürenin silinmesi ve sürenin yeniden başlaması demektir. Türk Borçlar Kanunu'nun 154. maddesi, zamanaşımını kesen sebepleri sınırlı sayıda sayar: borçlunun alacağı yazılı olarak ikrar etmesi, dava açılması, icra takibi yapılması, arabuluculuk veya uzlaşma sürecine başvurulması ve iflas masasına kayıt yapılması. Bu sebeplerin her biri, farklı koşullar içerir.

Dava açılması, zamanaşımını kesen en bilinen işlemdir. Dava, yetkili ve görevli mahkemede açılmalıdır. Ancak davanın açılması, zamanaşımını keser; davadan feragat edilmesi durumunda kesilme etkisi ortadan kalkar ve zamanaşımı işlemeye devam eder. Örneğin, alacaklı davayı geri alırsa, daha önce işleyen süre yok sayılmaz; aradan geçen süre hesaba katılır. Bu nedenle dava açarken veya takipten feragat ederken dikkatli olunmalıdır.

İcra takibi de aynı şekilde zamanaşımını keser. İcra dairesine yapılan başvuru, takibin kesildiği tarihte süreyi durdurur. Ancak önemli bir ayrıntı vardır: İcra takibi, borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmesiyle birlikte zamanaşımını keser. Takip talebi tek başına yeterli değildir; ödeme emrinin tebliği gereklidir. Ayrıca, takip kesinleşmeden dosya düşerse, kesilme etkisi sona erer ve süre kaldığı yerden işlemeye devam eder.

Borçlunun Yazılı İkrarı ve Kabul Beyanı​


Borçlunun borcu yazılı olarak kabul etmesi, zamanaşımını keser. Bu ikrar, ayrı bir sözleşme, senet, e-posta, WhatsApp yazışması veya noter aracılığıyla yapılan beyan olabilir. Önem
Önemli olan, ikrarın muaccel bir borca ilişkin olması ve borçlunun bu beyanının hukuken geçerli bir şekilde ortaya konulmasıdır. Borçlu, borcu kabul ettiğini açıkça ifade ettiğinde, zamanaşımı kesilir ve daha önce işlemiş olan tüm süre silinir. Yeni süre, ikrar tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle alacaklıların, borçluyla yaptıkları yazışmaları, mesajları ve e-postaları özenle saklaması büyük önem taşır. Örneğin, borçlunun "Bu ay ödeyemem, iki ay sonra öderim" şeklinde bir mesaj göndermesi, borcu ikrar anlamına gelebilir ve zamanaşımını kesebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, ikrarın yazılı olmasıdır; sözlü ikrar, hukuken zamanaşımını kesmez. İspat açısından tanık dinletme imkânı sınırlı olabildiğinden, yazılı delil her zaman daha güçlüdür.

Bu noktada, tek taraflı beyanların da ikrar sayılabileceğini hatırlatmak gerekir. Borçlunun mahkeme huzurunda borcu kabul etmesi, yemin teklifini kabul etmesi veya icra dairesine verdiği dilekçede borcu kabul ettiğini bildirmesi de zamanaşımını kesen diğer durumlardır. Aynı şekilde, borçlunun kısmi ödeme yapması da bir ikrar niteliğindedir; kısmi ödeme, yalnızca ödenen miktar için değil, borcun tamamı için zamanaşımını keser. Yargıtay kararları da bu yöndedir; borçlunun kısmi ödemesi, borcun varlığını ve miktarını kabul ettiği anlamına gelir.

Zamanaşımını Durduran Sebepler: Süre İşlemez​


Zamanaşımı kesilme ile karıştırılmamalıdır; durma, sürenin geçici olarak donmasıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 153. maddesi, belirli kişiler arasında ve belirli durumlarda zamanaşımının işlemeyeceğini hükme bağlamıştır. Örneğin, velayet süresi içinde anne ve babanın çocuklarına, vesayet süresi içinde vesayet makamının vesayet altındaki kişiye, evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerine karşı olan alacaklarında zamanaşımı işlemez. Ayrıca, alacaklının borçluya karşı dava açabilmesinin bir engelden dolayı mümkün olmadığı durumlarda da zamanaşımı durur.

Bu durma hâli ortadan kalktığında, süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. Yani durma, kesilmeden farklı olarak işlemiş süreyi silmez; yalnızca o süre boyunca zamanın durmasını sağlar. Alacaklıların bu ayrımı iyi bilmesi gerekir çünkü sürenin hesaplanmasında yanılgıya düşmek, hak kaybına yol açabilir. Örneğin, borçluya dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulması hâlinde, arabuluculuk süreci boyunca zamanaşımı işlemez ve dava açma süresi arabuluculuk sona erdikten itibaren yeniden işlemeye başlar. Bu durum, özellikle ticari uyuşmazlıklarda sıkça gündeme gelir.

Kuvvetli bir deprem, salgın hastalık veya savaş gibi zorlayıcı sebepler de zamanaşımını durdurabilir. Ancak bu tür durumların uygulamada sık karşılaşılan bir durum olmadığını, hâkimlerin bu sebepleri dar yorumladığını belirtmek gerekir. Alacaklının elinde olmayan nedenlerle dava açamaması, örneğin borçlunun askerlik görevini yapıyor olması veya yurt dışında bulunması, tek başına zamanaşımını durdurmaz. Bu nedenle alacaklıların, sürenin durduğu veya kesildiği düşüncesine kapılıp hareketsiz kalması tehlikelidir.

İcra Takibinin Yenilenmesi ve İcranın İşlemsiz Kalması​


İcra takibi, zamanaşımını kesmekle birlikte, takibin uzun süre işlemsiz kalması durumunda İcra ve İflas Kanunu'nun 156. maddesi uyarınca takip dosyası düşer. Borçluya ödeme emri tebliğ edildikten sonra herhangi bir işlem yapılmaksızın bir yıl geçerse, takip düşer ve alacaklı yeniden takip yapmak zorunda kalır. Ancak bu yeniden takip, zamanaşımı süresi dolmamışsa mümkündür. Düşen takip sonrasında tekrar icra takibi başlatılması hâlinde, ilk takip tarihi zamanaşımını kestiği için süre yeniden hesaplanır.

Burada kritik olan nokta, İcra İflas Kanunu'nun 171. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresidir. İlamlı takiplerde zamanaşımı süresi on yıl iken, ilamsız takiplerde alacağın türüne göre değişir. Örneğin, bir fatura bedelinin ilamsız takibi için genel zamanaşımı süresi on yıldır. Ancak takip talebinde bulunan alacaklı, ödeme emrinin tebliğinden sonra takibi düzenli olarak işletmeli, mal beyanı almalı veya haciz talebinde bulunmalıdır. Aksi hâlde dosya düşer ve alacaklı, zamanaşımı süresinin dolup dolmadığını hesap etmek zorunda kalır.

İlamlı takiplerde ise durum farklıdır. Bir mahkeme ilamına dayanan alacaklar için zamanaşımı, ilamın kesinleşmesinden itibaren on yıldır ve bu süre içinde herhangi bir zamanda icra takibi yapılabilir. İcra takibi yapıldıktan sonra kesilen zamanaşımı, takibin kesinleşmesiyle birlikte yeniden on yıl olarak işlemeye başlar. Alacaklıların bu süreleri takvimlerine işlemeleri ve haciz işlemlerini yıllar geçse bile canlı tutmaları gerekir. Mal bulunamadığı için takibin kesinleşmesi ve dosyanın işleme konulması, zamanaşımının işlemesini engellemez; bu nedenle her on yılda bir yenileme işlemi yapılmalıdır.

Arabuluculuk ve Alternatif Çözüm Yolları​


Zorunlu arabuluculuk, 2018 yılından itibaren ticari uyuşmazlıklarda ve 2019 yılından itibaren tüketici uyuşmazlıkları ile işçi alacaklarında dava şartı hâline getirilmiştir. Dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak, yalnızca prosedürel bir zorunluluk değil, aynı zamanda zamanaşımını durduran bir işlemdir. Türk Ticaret Kanunu'nun 5A maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 15. maddesi uyarınca, arabuluculuğa başvurulmasıyla birlikte zamanaşımı işlemez. Arabuluculuk sürecinin sona ermesiyle birlikte, süre kaldığı yerden işlemeye devam eder.

Bu düzenleme, alacaklılara önemli bir avantaj sağlar. Borçlusuyla mahkemede karşı karşıya gelmek istemeyen veya süresi dolmak üzere olan bir alacaklı, arabuluculuk sürecini başlatarak zamanaşımını durdurabilir. Arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşması hâlinde düzenlenen anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi ile birlikte ilam niteliğinde bir belge hâline gelir. Anlaşma sağlanamazsa, alacaklı bu kez dava açmak için yeniden süre kazanır; arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren dava açma süresi yeniden başlar.

Alternatif çözüm yollarından bir diğeri de noter aracılığıyla borçluya ihtarname gönderilmesidir. Ancak unutulmamalıdır ki ihtarname göndermek, tek başına zamanaşımını ne keser ne de durdurur. İhtarname yalnızca borçluyu temerrüde düşürür ve faiz işlemesinin başlangıcını belirler. Zamanaşımını kesen işlem, borçlunun ihtarnameye verdiği yanıtta borcu kabul etmesidir. Bu nedenle ihtarname gönderen alacaklı, borçlunun vereceği yanıtı dikkatle takip etmeli ve borç kabul edilirse bunu delil olarak saklamalıdır. Ayrıca kambiyo senetlerinde (çek, bono, poliçe) protesto çekmek, zamanaşımını kesen işlemler arasında sayılmıştır.

Kambiyo Senetlerinde Zamanaşımı ve Özel Durumlar​


Çek, bono ve poliçe gibi kambiyo senetleri, zamanaşımı süreleri bakımından özel bir rejime tabidir. Çeklerde ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmeyen çekler, yetkili hamile karşı zamanaşımına uğrar. Türk Ticaret Kanunu'na göre çekte zamanaşımı süresi, ibraz süresinin bitiminden itibaren üç yıldır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı, çekin takibe konulması için süresinde ibraz edilmesidir. Süresinde ibraz edilmeyen çek, kambiyo vasfını yitirmese de, hamili müracaat hakkını kaybedebilir ve bu durumda adi alacak rejimi devreye girer.

Bonolarda ise zamanaşımı süresi, vade tarihinden itibaren üç yıldır. Bono hamili, bu üç yıllık süre içinde borçluya karşı icra takibi başlatmak veya dava açmak zorundadır. Sürenin dolması hâlinde, borçlu zamanaşımı definde bulunursa, bono bedeli tahsil edilemez hâle gelir. Ancak bonoya dayalı takip yapıldıktan sonra borçlunun itirazı üzerine takip durursa, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davası açması gerekir. Aksi hâlde, bu dava hakkı da zamanaşımına uğrar.

Kambiyo senetlerinde zamanaşımını kesen işlemler arasında dava açmak, icra takibi yapmak ve borçlunun borcu ikrar etmesi sayılır. Ayrıca, kambiyo senedine dayalı olarak açılan menfi tespit davası veya istirdat davası da zamanaşımını keser. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata, kambiyo senedinin zamanaşımına uğramasından sonra senedin iade edilmemesidir. Bu durumda borçlu, senedin iadesi için dava açabilir. Alacaklının, süresi dolmuş bir kambiyo senediyle ödeme istemesi, ağır bir hukuki sorumluluğa yol açabilir.

Yargı Kararları ve Uygulamadaki Yaklaşımlar​


Yargıtay’ın yerleşik kararları, zamanaşımı kesen işlemlerin geniş yorumlanması gerektiğini ortaya koyar. Örneğin, Yargıtay, borçlunun kısmi ödemesini her zaman zamanaşımını
kesen bir ikrar olarak kabul etmiştir; ödeme, borcun varlığını doğrulayan en güçlü iradedir. Yine Yargıtay, borçlunun bir banka havalesi yapması, senet üzerine kısmi ödeme şerhi koyması veya borcun ertelenmesini talep etmesi hâlinde de zamanaşımının kesildiğine hükmetmiştir. Ayrıca, borçlunun icra takibine itiraz etmemesi, takibi sürüncemede bırakması ya da ödeme emrine karşı sadece borcun faizine itiraz etmesi, bu tutumun zamanaşımını kesen bir kabul anlamına gelip gelmediği konusunda tartışmalara yol açar. Yargıtay’ın güncel yaklaşımı, itirazın borcun esasına ilişkin olmaması durumunda, takibin zamanaşımını kesme etkisini koruduğu yönündedir.

Bununla birlikte, her somut olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini unutmamak gerekir. Zamanaşımı kesen bir işlem yapıldığı iddia ediliyorsa, bu iddianın ispatı alacaklıya aittir. Alacaklı, hangi tarihte hangi işlemi yaptığını, bu işlemin borçluya ulaşıp ulaşmadığını ve borçlunun bu işleme nasıl tepki verdiğini yazılı delillerle ortaya koyabilmelidir. Özellikle icra takibi yapılmış ancak borçluya tebliğ edilememişse, takibin zamanaşımını kesmediği yönünde kararlar mevcuttur. Bu nedenle tebliğat süreçleri dikkatle izlenmeli, adres araştırması yapılmalı ve gerekiyorsa ilanen tebliğ yoluna başvurulmalıdır. Uygulamada en çok hak kaybı, tebligatın iade edilmesi üzerine takibin akıbetinin takip edilmemesinden kaynaklanır.

Bir başka önemli yargı kararı grubu, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra yapılan işlemlerle ilgilidir. Süre dolduktan sonra borçlunun borcunu kabul etmesi, örneğin bir miktar ödeme yapması veya yazılı olarak borcu tanıması, zamanaşımı definden vazgeçme anlamına gelir. Bu durumda borçlu, artık zamanaşımı savunması ileri süremez. Yargıtay bu konuda da oldukça net bir tutum sergilemiştir: zamanaşımı süresinin dolmasından sonra yapılan kısmi ödeme, borcun tamamı için zamanaşımı hakkından feragat edildiği şeklinde yorumlanır. Alacaklıların bu içtihadı bilmesi, süresi dolan alacaklar için dahi yeni bir hukuki zemin oluşturması bakımından değerlidir.

Uzman Önerileri ve İpuçları​


1. Zamanaşımı tarihlerini mutlaka takip edin: Her alacak için zamanaşımının başlangıç ve bitiş tarihlerini bir takvimde işaretleyin. Sürenin dolmasına altı aydan az süre kaldığında hukuki destek alın; geç kalındığında yapılabilecek işlemler sınırlanır.

2. Ek süre kazanmak için arabuluculuğu kullanın: Dava şartı olan arabuluculuk, zamanaşımını durdurur. Özellikle süre dolmak üzereyken arabuluculuk başvurusu yapmak, hem pazarlık için fırsat yaratır hem de süreyi donatır. Ancak arabuluculuk sona erdiğinde sürenin kaldığı yerden işleyeceğini bilin; son tutanağın tarihini not edin.

3. İhtarname tek başına yetmez: Borçluya çektiğiniz ihtarname, zamanaşımını kesmez. Bu nedenle ihtarnameden sonra da borçlunun kabul beyanını veya ödemesini beklemeden dava ya da icra yoluna başvurun. İhtarnameye verilen cevapta borcun kabulü varsa, bu cevabı saklayın.

4. İcra takibinizi canlı tutun: İcra dosyasında işlem yapılmadan bir yıl geçerse dosya düşer. Düşen dosya zamanaşımını kesme etkisini kaybeder. Bu nedenle her yıl düzenli olarak haciz talebinde bulunun, borçlunun adresini güncelleyin ve dosyanın işlemsiz kalmamasına özen gösterin.

5. Kambiyo senetlerinde ibraz sürelerine dikkat edin: Çeki süresinde bankaya ibraz etmezseniz, müracaat hakkınızı kaybedebilirsiniz. İbraz süresini kaçırmışsanız, senedin adi alacak olarak değerlendirilebileceğini ve genel zamanaşımına tabi olacağını unutmayın.

6. Yazılı ikrarı her şekilde belgelendirin: Borçlunun mesajları, e-postaları, ödeme taahhütleri ve sözleşme değişiklikleri zamanaşımını keser. Bu belgelerin tarih, miktar ve borçlu kimliğini içermesine dikkat edin. Elektronik yazışmaların ekran görüntülerini ve içeriklerini noter onaylı tutmak ispat açısından avantaj sağlar.

7. Kısmi ödemeyi asla göz ardı etmeyin: Borçlu, borcun bir kısmını öderse, bu ödeme borcun tamamını ikrar anlamına gelir. Banka dekontunda açıklama kısmına "borç ödemesi" yazılmasını isteyin. Açıklamasız ödemeler her ne kadar kabul edilse de, açıklama eklemek tartışmaları bitirir.

8. Dava ve takipten feragatten kaçının: Davanızı geri almak veya takibinizden feragat etmek, zamanaşımını kesme etkisini ortadan kaldırır. Bu işlemleri yapmadan önce sürenin ne kadar kaldığını hesaplayın. Alternatif olarak dava veya takibinizi kısmen ıslah ederek ya da genişleterek devam ettirin.

9. Zamanaşımı süresi dolan alacaklar için borçlunun yeni beyanlarını bekleyin: Süre dolduktan sonra yapılan kısmi ödeme veya yazılı kabul, zamanaşımı def'inden vazgeçme niteliği taşır. Borçluyla iletişimi kesmeyin; yeni bir ödeme ya da kabul beyanı, eski alacağı dahi yeniden tahsil edilebilir hâle getirebilir.

10. Profesyonel hukuki danışmanlık alın: Zamanaşımı hesapları teknik ve içtihada dayalıdır. Küçük bir yanlış hesap, alacağın tamamını yok edebilir. Her aşamada bir avukatla çalışmak, hem süre yönetimi hem de ispat açısından en güvenli yoldur.

Sıkça Sorulan Sorular​


Zamanaşımı ne zaman başlar?​

Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu, yani borcun ifasının istenebileceği anda işlemeye başlar. Sözleşmede vade belirlenmişse vade tarihinde, vade belirlenmemişse borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihte zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Haksız fiil alacaklarında ise zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren süre başlar.

Dava açmadan önce zamanaşımını durdurmak mümkün mü?​

Evet, dava açmadan önce zamanaşımını durdurmanın en pratik yolu arabuluculuğa başvurmaktır. Arabuluculuk süreci devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez. Ayrıca, zorunlu arabuluculuğa tabi uyuşmazlıklarda dava açılabilmesi için arabuluculuk başvurusu zaten şarttır. Bunun dışında, yazılı ikrar almak veya kısmi ödeme getirmek zamanaşımını keser, durmaz; bu nedenle süre yeniden başlar.

İcra takibi zamanaşımını her zaman keser mi?​

Hayır, her zaman kesmez. Ödeme emrinin borçluya usulüne uygun tebliğ edilmesi gerekir. Tebligat yapılamayan ya da iade edilen takip talepleri, zamanaşımını kesme etkisi doğurmaz. Ayrıca, takip dosyası bir yıl işlemsiz kaldığı için düşerse, kesilme etkisi de ortadan kalkar. Bu nedenle icra takibinin geçerli bir tebliğle başlaması ve düzenli işlemlerle devam etmesi şarttır.

Sözlü borç ikrarı zamanaşımını keser mi?​

Hayır, sözlü ikrar zamanaşımını kesmez. Türk Borçlar Kanunu’na göre ikrarın yazılı olması gerekir. Ancak sözlü ikrarın ispatı hâlinde tanık dinletmek mümkün olabilir; bu durum hâkimin takdirine bağlıdır. Uygulamada yazılı delil bulunmayan sözlü ikrarların ispatı oldukça zordur. Bu nedenle borçlunun ikrarını yazılı belgeye dönüştürmek her zaman daha güvenlidir.

Zamanaşımı süresi dolduktan sonra kısmi ödeme yapılırsa ne olur?​

Süre dolduktan sonra borçlunun kısmi ödeme yapması, zamanaşımı def'inden feragat ettiği anlamına gelir. Borçlu bu durumda artık zamanaşımı savunmasını ileri süremez. Ödeme, borcun tamamını ikrar niteliğinde olduğundan, alacaklı kalan bakiye için dava açabilir veya icra takibi yapabilir. Bu konuda Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bulunmaktadır.

Kambiyo senedinde zamanaşımı süresi ne kadardır?​

Çeklerde ibraz süresinin bitiminden itibaren üç yıl, bonolarda ve poliçelerde ise vade tarihinden itibaren üç yıldır. Ancak kambiyo senedine dayanan bedel alacağı için genel zamanaşımı süresi on yıl değildir; üç yıllık özel süre uygulanır. Bu süre geçtikten sonra senet adi alacak hâlini alır ve genel hükümlere göre değerlendirilebilir.

Zamanaşımını kesen işlemler sınırlı mıdır?​

Evet, Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesinde sayılan kesme sebepleri sınırlıdır: borçlunun yazılı ikrarı, dava açılması, icra takibi yapılması, arabuluculuk veya uzlaşma başvurusu, iflas masasına kayıt. Yargı kararları bu sebepleri zaman zaman geniş yorumlasa da, listeye yeni bir işlem eklemek kanun koyucunun iradesine aykırı düşer. Bu nedenle alacaklı, yalnızca bu kanuni yollara başvurmalıdır.

Sonuç​


Zamanaşımı, alacaklılar için sessizce yaklaşan bir tehlike olsa da, doğru ve zamanında yapılacak işlemlerle bu tehlikenin önüne geçmek mümkündür. Dava açmak, icra takibi başlatmak, borçludan yazılı ikrar almak, arabuluculuğa başvurmak ve kambiyo senetlerinde ibrazı ihmal etmemek, alacağın canlılığını koruyan temel adımlardır. Bu adımların her birinin kendine özgü koşulları olduğu gibi, yanlış uygulanması durumunda alacaklıyı daha zor duruma sokabileceği de unutulmamalıdır.

Alacaklıların en büyük hatası, alacağın varlığının yeterli olduğunu düşünmek ve süreleri takip etmemektir. Oysa hukuk düzeni, hakkını belirli süreler içinde aramayanları korumaz; bu, kamu düzeninden çok hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir. Bu nedenle zamanaşımı süresinin dolmasına çok az kalmış bir alacak için dahi harekete geçmek, ara buluculuk sürecini başlatmak ya da icra takibi yapmak, alacağı yeniden güvence altına alabilir. İşin uzmanı bir avukatla çalışmak, süreçlerin isabetli yürütülmesinde ve ispat yükünün karşılanmasında belirleyici rol oynar.

Sonuç olarak, zamanaşımı bir borcun sonu değil, alacaklının hareketsizliğinin sonucudur. Doğru hukuki enstrümanları kullanan, belgelerini özenle saklayan ve süreleri düzenli olarak denetleyen bir alacaklı, zamana karşı kazanabilir. Unutulmamalıdır ki hukuk, hak sahibinin yanında durur; ancak bu, hakkın zamanında ve usulüne uygun bir şekilde talep edilmesi koşuluyla geçerlidir.
 
Geri