2026 Alacaklı Hakları Rehberi: İcra Takibi, Haciz, Tahsilat ve Dava Süreci

İcra ve hukuk süreçleri, borç takibi ve hukuki danışmanlık forumu. Sorularınızı sorun, uzmanlardan yanıt alın.

ObsidianTempo

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
429
Tepkime puanı
0
ObsidianTempo
Alacaklının hayatı, borcunu ödemeyen tarafla karşılaştığı an ikiye bölünür: haklı olmak ile hakkını alabilmek. Sözleşmeler imzalanırken satıştan, hizmetten veya verilen krediden umutlanan taraf çoğu zaman sürecin hukuki kısmını düşünmez; ta ki senet protestosu gelene veya borçlu inkar edene kadar. İşte tam bu noktada, Türk hukukunun en teknik ama en çok ihtiyaç duyulan alanlarından biri gündeme gelir: icra ve iflas takibi. Ne var ki bu süreç, taraflar arasında sadece bir yazışma değil; yetkilerin, hakların ve zamanın kullanıldığı hassas bir savaştır. 2026 yılına girerken, bu alandaki mevzuat değişimleri ve uygulama örnekleri, alacaklının elini güçlendiren fırsatlar sunarken, bilinçsiz adımlar atanlar için de ciddi tuzaklar barındırmaktadır.

Bir borç ilişkisinin doğması, alacaklıya otomatik olarak tahsilat gücü vermez; yalnızca hukuki bir beklenti tanır. Bu beklentinin tahsile dönüşmesi için devletin cebri icra mekanizmasını harekete geçirmek gerekir. Borçlu, ödeme emrinden sonraki 7 gün içinde itiraz etmezse veya mal beyanında bulunmazsa işler alacaklı lehine yol alır. Ancak sistemin işleyiş kurallarını bilmeden başvurulan her yol, işin uzamasına hatta alacağın zamanaşımına uğramasına bile sebep olabilir. Öte yandan, 1 Eylül 2025 tarihinde yürürlüğe giren zorunlu arabuluculuk düzenlemesiyle artık icra takibinden önce dava şartı olarak arabuluculuk süreci, alacaklılar önünde yeni bir eşiktir. Bu yüzden bu rehber, yalnızca mevzuatı değil, içinde bulunduğumuz 2026 hukuk pratiğini de mercek altına almayı hedefliyor.

En sık yapılan yanlış, alacağın varlığından emin olmanın tahsilat açısından yeterli olduğunu zannetmektir. Oysa kıymetli bir mal varlığına sahip olduğu düşünülen borçlunun; sıfır araç, pasif şirket veya üzerine kayıtlı olmayan taşınmazlarla karşımıza çıkması günümüz ekonomisinde neredeyse kural haline gelmiştir. İşte tam da bu sebeple, alacaklıların borçluyu takip etmeden önce mal varlığı araştırması yapması, doğru yolu seçmesi açısından kritik bir ilk adım olur. Bu rehberde, takip talebinden haciz aşamasına, satıştan dava süreçlerine kadar tüm süreci adım adım örneklerle birlikte ele alarak, mağdur olmamanız için gereken bilgi altyapısını sizlere sunacağız.

Temel Kavramlar ve Tanım​


Öncelikle zeminin terminolojisini netleştirmek gerekiyor. "İcra takibi", borcunu ödemeyen borçlu hakkında, alacaklının alacağını devlet gücüyle tahsil etmesi için başlattığı hukuki sürecin genel adıdır. Bu sürecin ana aktörleri; alacaklı, borçlu ve İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) kurallarını uygulayan icra daireleridir. Haciz ise, borçlunun borcu yeterince ödenmezse mal varlığının, belirli bir değere kadar hukuken el konulması ve icra müdürlüğü tarafından par...paraya çevrilmesi amacıyla, borçlunun mallarının üzerine icra dairesince konulan hukuki bir şerhtir. Bu iki temel kavramın yanında; ilamsız ve ilamlı takip ayrımı, ödeme emri, itiraz ve itirazın iptali, istihkak davası, sıra cetveli ve satış ihaleleri gibi terimler de alacaklının yolculuğu boyunca sıkça karşısına çıkacak yapı taşlarıdır.

Bu kavramların gerçek hayattaki karşılığını bir örnekle düşünelim. Bir tedarikçi, sattığı malların karşılığında 500 bin TL'lik bir fatura düzenledi ve müşterisi 90 gün sonunda hâlâ ödeme yapmadı. Tedarikçinin elinde yalnızca bir fatura varsa, bu belgeyle doğrudan icra takibi başlatması mümkündür ancak borçlu takibe itiraz ederse alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali davası açması gerekir. Oysa tedarikçi, borçludan senet almış olsaydı, senet kambiyo senedi vasfı taşıdığı için icra dairesi doğrudan ödeme emri gönderir ve borçlu ancak imza itirazı gibi sınırlı sebeplerle takibi durdurabilirdi. İşte bu nüans, alacaklı haklarının korunmasında belgenin türünün ne kadar belirleyici olduğunu gösterir.

Tüm bu süreçlerin ortak amacı, alacağın devlet gücüyle tahsil edilmesini sağlamaktır. Ancak alacaklının hangi yola başvuracağı; alacağın miktarına, belgenin niteliğine, borçlunun mal varlığına ve hatta borçlunun ödeme niyetine göre değişir. Dolayısıyla bilinçli bir alacaklının öncelikle elindeki belgeleri hukuki açıdan sınıflandırması, ardından da takip stratejisini bu sınıflandırmaya göre kurması gerekir. Bu rehberin ilerleyen bölümlerinde, sürecin her aşamasını pratik örneklerle ele alacağız.

İcra Takibi Nasıl Başlatılır? 2026 Uygulaması Adım Adım​


İcra takibine başlamanın ilk adımı, icra dairesine yazılı veya UYAP üzerinden elektronik ortamda bir "takip talebi" sunmaktır. Bu talepte; alacaklının ve borçlunun kimlik bilgileri, alacağın miktarı, faiz oranı ve takibin dayanağı olan belgeler açıkça gösterilmelidir. 2026 itibarıyla UYAP üzerinden yapılan başvurularda harçlar ve vekalet ücretleri de elektronik ortamda tahsil edildiğinden, süreç avukatlı takiplerde oldukça hızlanmış durumdadır.

Takip talebi alan icra dairesi, borçluya 7 günlük ödeme süresi içeren bir ödeme emri gönderir. Borçlu bu süre içinde ya borcun tamamını öder ya da icra dairesine itiraz eder. İtiraz edilmezse ve borç da ödenmezse, alacaklının talebi halinde icra dairesi doğrudan haciz aşamasına geçer. Ancak burada kritik bir nokta dikkat çeker: borçlu ödeme emrini tebliğ almazsa, örneğin adresinde bulunamazsa veya tebellüğden kaçınırsa, tebligat işlemleri uzar ve alacaklı zaman kaybeder. Bu yüzden takip talebinde borçlunun güncel adresini doğru bildirmek, sürecin hızını doğrudan etkileyen bir faktördür.

Ödeme emrine itiraz edilmesi, takibi kendiliğinden durdurur ve alacaklının önüne yeni bir karar noktası çıkarır. Alacaklı dilerse genel mahkemelerde itirazın iptali davası açar, dilerse icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını talep eder. İtirazın iptali davasında yargılama sonucunda borçlu haksız çıkarsa, alacaklı ayrıca tazminat da kazanabilir. İtirazın kaldırılması yolunda ise, borçlunun yalnızca imzaya veya vadeye itiraz etmiş olması gerekir, aksi halde bu yol kapalıdır.

Teminatlı ve Teminatsız Alacaklılar Arasındaki Fark Neden Önemli?​


Alacaklılar hukuk düzeninde iki ana gruba ayrılır: rehinle temin edilmiş alacaklılar ve teminatsız alacaklılar. Rehinli alacaklılar, üzerinde ipotek veya araç rehni bulunan mallarda ilk sırada yer alırken, teminatsız alacaklılar ancak borçlunun diğer mallarının satışından elde edilen tutardan, sıraları oranında pay alabilir. Örneğin bir banka, taşınmazı üzerine ipotek koyduğu konut kredisinde, borçlu temerrüde düştüğünde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilk sıradan alacağını tahsil eder. Oysa aynı taşınmazdan alacaklı olan esnaf, bankadan sonra gelir ve çoğu zaman eline geçen tutar sınırlı kalır.

Bu ayrım, 2026 yılında artan konkordato talepleriyle birlikte daha da kritik hale geldi. Konkordato ilan eden bir şirketin mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisi kayyıma geçtiğinde, teminatsız alacaklıların doğrudan haciz talep etme imkânı kısıtlanır. Ancak rehinli alacaklılar, rehinli oldukları mallar üzerindeki takip yetkisini büyük ölçüde korur. Bu nedenle, bir sözleşme imzalanırken yalnızca "ödeyecek" sözüne güvenmek yerine, teminat istenmesi ve bu teminatın türünün belirlenmesi alacaklının en önemli stratejik hamlesidir.

Bununla birlikte, teminat gösterilen malın değerinin sürekli izlenmesi gerekir. Deprem nedeniyle bir taşınmazın değer kaybetmesi veya bir aracın pert olması, rehinli alacaklının teminatını anlamsız kılar. Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, rehinli alacaklının teminatın değerini telafi ettirme yükümlülüğü bulunmasa bile, teminatın aynen korunması için gerekli tedbirleri alma hakkı vardır. Alacaklı, teminatın değerini yitirdiğini öğrendiğinde, ek güvence talep etmek için derhâl hukuki yollara başvurmalıdır.

Haciz Aşaması ve Mal Varlığının Tespiti​


Haciz, icra takibinin en somut ve en çok merak edilen aşamasıdır. Burada icra memuru; borçlunun adresine gider, borçlunun mallarını tespit eder ve üzerlerine haciz şerhi işler. Menkuller için fiziki olarak el koyma söz konusu olabilirken, taşınmazlar için tapuya şerh verilir. 2026'da icra dairelerinin yoğunluğu nedeniyle haciz işlemleri bazen haftalar alabilmektedir; bu yüzden alacaklının, borçlunun mal kaçırma ihtimaline karşı ihtiyati haciz talebinde bulunması gerekebilir.

İhtiyati haciz, henüz kesinleşmemiş bir alacak için mahkemeden alınan ve borçlunun mallarına geçici olarak el konulmasını sağlayan bir tedbirdir. Şartlarından biri, borçlunun mal kaçırma veya kaçma ihtimalinin bulunması ya da alacağın vadesinin gelmiş olmasıdır. Eğer alacaklı; borçlunun mallarını üçüncü kişilere devrettiğine dair ciddi emareler görürse, ihtiyati haciz talebiyle derhal icra mahkemesine başvurmalıdır. Bu sayede, borçlu mallarını elinden çıkarsa bile, alacaklı yine de bu malların haczedilip satılmasını talep edebilir.

Mal varlığının tespiti için alacaklı, icra dairesinden borçlunun adına kayıtlı taşınmaz, araç, banka hesabı ve hisse senetlerinin araştırılmasını isteyebilir. Bu araştırma, Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi ile GİB, MERNİS ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerinin entegrasyonu sayesinde artık çok daha hızlı tamamlanmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki borçlu üzerine hiçbir mal kaydı yoksa, örneğin aile fertlerinin üzerine görünüyorsa, haciz işlemi sonuçsuz kalır. Bu durumda alacaklının, borçlunun muvazaalı işlemlerini ispat etmesi ve tasarrufun iptali davası açması gerekir.

Haczedilen mallar, borç tutarını karşılayacak değerde ise satış aşamasına geçilir. Menkuller artırmayla satılır, taşınmazlar ise ihale yoluyla alıcıya devredilir. Satıştan elde edilen tutar, öncelikle takip masraflarına, ardından hacizli alacaklılara ve artarsa diğer alacaklılara dağıtılır. Bu aşamada en sık karşılaşılan aksaklık, satışın icra müdürlüğünce yapılan kıymet takdirine göre belirlenen muhammen bedelin altında kalmasıdır. Alacaklı, satışın fahiş derecede düşük kalması halinde satış talebini geri çekerek yeniden satış yapılmasını isteyebilir.

İtirazın İptali ve Tasarrufun İptali Davaları​


Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi, takibi durdurur ancak alacak h...alacak hakkını ortadan kaldırmaz. Borçlu, itirazında alacağın esasını, miktarını veya faizini çeşitli gerekçelerle reddedebilir; ancak alacaklı bu itirazı yargı önünde çürütmek zorundadır. İtirazın iptali davası, alacaklının yetkili ticaret veya asliye hukuk mahkemesinde açtığı ve borçlunun itirazının haksızlığını ispat etmeyi amaçladığı bir davadır. Bu dava kazanılırsa, takip kaldığı yerden devam eder ve borçlu, haksız itirazı nedeniyle alacak miktarının yüzde 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilir. Yargıtay, bu tazminatı hem takibi hızlandıran bir müeyyide hem de borçluyu keyfi itirazdan caydıran bir sistem olarak görmektedir.

Tasarrufun iptali davası ise daha farklı bir uğraşı alanıdır. Borçlu, alacaklıdan mal kaçırmak için mallarını üçüncü kişilere devrederse ve bu yolla borcunu ödemekten kurtulmayı hedeflerse, alacaklı bu davayla borçlunun yaptığı tasarrufun (satış, bağış veya diğer devirlerin) kendisine karşı hükümsüz sayılmasını ister. Örneğin; borçlu, borca batık durumdayken evini eşine çok düşük bedelle satarsa veya aracını ücretsiz olarak kardeşine devrederse, bu işlemler alacaklıya karşı sonuç doğurmaz. Dava kazanıldığında, devredilen mallar yeniden icra satışına konu edilebilir. Ancak bu dava, yalnızca kesinleşmiş bir takip bulunan hallerde ve belirli süreler içinde açılmalıdır; ayrıca devralan üçüncü kişinin iyi niyetli olması durumunda dava reddedilebilir.

Bu iki dava türünü birbirine karıştırmamak gerekir. İtirazın iptali davası, borçlunun takip aşamasındaki itirazını çürütmek için açılırken; tasarrufun iptali davası, borçlunun geçmişe yönelik mal devirlerine karşı açılır. İkisi birlikte yürütülebilir ve çoğu zaman ciddi alacaklılar için tam bir tahsilat stratejisinin iki ayağını oluşturur. Uygulamada, avukatlar önce ihtiyati haciz talebinde bulunur, ardından itiraz halinde itirazın iptali davasını açar ve son olarak mal kaçırma şüphesi varsa tasarrufun iptali davasını ikame ederler. Bu üçlü kombinasyon, borçlunun hukuki manevra alanını ciddi şekilde daraltır.

Zorunlu Arabuluculuk ve 2026'da Dava Şartları​


2025 yılının eylül ayında yürürlüğe giren düzenlemeyle birlikte, para alacaklarına ilişkin davaların büyük bölümünde arabuluculuk, dava şartı haline getirildi. Bu değişiklik, alacaklıların doğrudan icra takibine başvurmasını engellememekle birlikte, itirazın iptali davası açmak isteyenleri öncelikle arabuluculuk masasına oturmaya mecbur bırakıyor. Yani borçlu icra takibine itiraz ettiğinde, alacaklı mahkemeye gitmeden önce arabuluculuk başvurusunda bulunmak zorundadır; aksi halde dava dilekçesi usulden reddedilir. Bu süreç, tarafların anlaşması halinde oldukça hızlı bir çözüm sunar, ancak anlaşmama hali, dosyanın mahkemeye taşınmasıyla sonuçlanır.

2026 yılında bu uygulamanın ilk yılı dolarken, arabuluculuk süreçlerinin ne kadar etkili olduğuna dair somut veriler ortaya çıkmaya başladı. Adalet Bakanlığı verilerine göre, uygulamanın ilk altı ayında tarafların yaklaşık yüzde 12'si anlaşma sağlarken, bu oran alacaklı lehine değerlendirildiğinde yine de mahkeme yükünü azaltıcı bir etki yarattı. Ancak alacaklı açısından kritik olan nokta, arabuluculuğun bir "süre uzatma" olarak algılanmamasıdır. Arabuluculuk süreci boyunca zamanaşımı durur, bu sayede alacaklı hak kaybına uğramaz; fakat borçlunun mal kaçırma riski de aynen devam eder. Bu nedenle uzmanlar, arabuluculuk başvurusundan önce gerekli durumlarda ihtiyati haciz kararı alınmasını şiddetle önermektedir.

Arabuluculuk görüşmelerinde taraflara yüz yüze veya uzaktan katılım imkânı tanınır ve görüşmeler en geç üç hafta içinde tamamlanmalıdır. Taraflardan birinin başvuruyu reddetmesi veya görüşmeye gelmemesi halinde süreç sona erer ve alacaklı bu kez dava şartı yerine getirilmiş şekilde mahkemeye başvurabilir. Buradaki en büyük yanılgı, bazı alacaklıların arabuluculuk sürecini yalnızca bir formalite olarak görüp hiçbir hazırlık yapmadan görüşmeye gitmesidir. Oysa arabulucu, tarafların sunduğu belgeler ve ödeme teklifleri üzerinden bir çözüm önerisi geliştirir. Alacaklının elindeki senetleri, faturaları ve yazışmaları düzenli bir dosya halinde sunması, anlaşma ihtimalini belirgin şekilde artırır.

Konkordato ve İflas Yoluyla Tahsilat​


Borçlunun iflas ettiği veya konkordato talebinde bulunduğu senaryolarda alacaklı hakları farklı bir koruma sistemine tabi olur. İflas halinde, borçlunun tüm mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisi iflas masasına geçer ve alacaklılar sıra cetveline göre alacaklarını bildirmek zorundadır. Alacaklı, iflas ilanından itibaren belirli süre içinde alacağını iflas masasına kaydettirmezse, iflas masasına karşı bu alacağını ileri süremez. Bu nedenle, borçlu hakkında iflas haberi alan alacaklının derhal bir avukatla birlikte alacak kaydı başvurusu yapması gerekir.

Konkordato ise borçlunun iflastan kurtulmak amacıyla alacaklılarına önerdiği yeniden yapılandırma planıdır. 2023 yılındaki depremler ve ardından gelen ekonomik dalgalanma nedeniyle konkordato taleplerinde büyük bir artış yaşandı; 2026 yılında da bu artışın devam ettiği gözlemleniyor. Konkordato sürecinde borçlu, alacaklıların belirli bir oranının onayını aldığı takdirde borçlarının bir kısmından veya vadesinden feragat edilmesini sağlayabilir. Alacaklılar, konkordato tasarısına itiraz edebilir veya tasarının onaylanması halinde borçlunun plana uyması durumunda yeni düzenlemeye katlanmak zorunda kalır.

Bu süreçte alacaklının en önemli silahı, konkordatonun tasdik edilmemesi için gerekçeli itiraz dilekçeleri sunmak ve borçlunun yaklaşık olarak doğru bir bilanço ortaya koyup koymadığını denetlemektir. Çoğu zaman borçlular, mal varlıklarını olduğundan az göstererek alacaklıları daha düşük bir paya razı etmeye çalışır. Alacaklı, bu tür bir şüpheye kapılırsa, bilirkişi incelemesi talep edebilir ve komiserlik raporlarına itiraz edebilir. Konkordato süreci boyunca borçlunun malları üzerinde haciz yapılamaz; bu yüzden alacaklının alternatif çözüm yollarını değerlendirmesi, örneğin borçlunun bu süreçte kullandığı teminat mektuplarını veya kefalet senetlerini devreye sokması önem kazanır.

Uzman Önerileri ve İpuçları​


1. İş yapmadan önce borçlunun mal varlığını ve ödeme alışkanlıklarını araştırın. Ticaret sicili kayıtları, tapu ve araç sorgulamaları ile bankalardan alınacak referanslar, ileride yaşanacak tahsilat sorunlarının büyük bölümünü baştan engeller. Riskli görülen borçlulardan; senet, çek, ipotek veya kefalet istemekten çekinmeyin.
2. Alacağınızın dayanağını mutlaka belgeleyin. Yalnızca fatura her zaman yeterli değildir; ödeme planı, teslim tutanağı ve yazılı sözleşme gibi ek belgeler varsa bunları eksiksiz saklayın. Borçlunun ödeme sözünü yazılı hale getirmesini ısrarla talep edin.
3. Takibe başlamadan önce avukatınızla birlikte bir risk analizi yapın. Borçlunun mal varlığı yoksa, takip masrafları ve avukatlık ücretleri zararınızı artırabilir. Bazı durumlarda alacağın bir kısmından feragat ederek borçlu ile anlaşma yolu, uzayan icra sürecinden daha kârlı olabilir.
4. Özellikle 2026'da borçlunun itirazda bulunma olasılığı yüksekse, icra takibiyle birlikte ihtiyati haciz talebinde bulunun. Mahkemeden alınacak ihtiyati haciz kararı, borçlunun mallarını kaçırmasını önleyecek en etkili güvencedir. Bu karar, dava kesinleşene kadar borçlunun mallarının dondurulmasını sağlar.
5. Borçlu ödeme emrine itiraz ederse sakın panik yapmayın. İtirazın iptali davası ve icra inkar tazminatı, alacaklının elindeki güçlü mekanizmalardır. Bu davayı açarken sürelerin işlemeye başladığını unutmayın; itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde dava açılmazsa takip düşer.
6. Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi içtihatlarını yakından takip edin. Özellikle tasarrufun iptali davalarında, dava açma süresi ve iyi niyetli üçüncü kişi kavramına ilişkin güncel kararlar yönlendirici olur. Bu yüzden davanızı yürüten avukatın bu alanda deneyimli olmasına özen gösterin.
7. Borçlunun ticari defterlerini ve finansal durumunu incelerken yalnızca görünen kayıtlara güvenmeyin. Borçlunun yakınlarına yaptığı muvazaalı devirleri araştırın ve dava aşamasında bilirkişi incelemesi talep edin. Bir mal, üçüncü kişinin üzerinde görünse bile, gerçekte borçluya ait olduğunu ispat eden deliller geliştirebilirsiniz.
8. Arabuluculuk görüşmelerini ciddiye alın. Bu süreçte borçluya bir kez daha ödeme noktasında baskı yapabilir ve anlaşma sağlanırsa icra masraflarından kurtulursunuz. Anlaşma sağlanamazsa mahkemeye başvururken dosyanıza uzlaşma tutanağını eklemeyi unutmayın.
9. Her dava ve takip için zamanaşımı sürelerini takip eden bir takvim oluşturun. Özellikle kambiyo senetlerinde 3 yıl, fatura ve sözleşmelerde 10 yıl gibi farklı zamanaşımı süreleri uygulanır; süresi dolan bir alacak için yapılan tüm masraflar boşa gider.
10. Her aşamada iyi bir arşivcilik yapın. Gönderilen tüm ihtarnameler, ödeme emirleri, tebligatlar, mahkeme dilekçeleri ve bilirkişi raporlarının kopyalarını tarih sırasına göre saklayın. Bu belgeler, hem dava dosyasında hem de borçlunun inkarı durumunda en güçlü delil kaynağınız olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular​


İcra takibine başlamak için avukat tutmak zorunda mıyım?​

Hayır, kanunen avukat zorunluluğu yoktur. Küçük miktarlı alacaklarda veya basit belgeli takiplerde alacaklı, icra dairesine kendisi de başvurabilir. Ancak borçlunun itiraz etmesi, tasarrufun iptali davası açılması veya konkordato gibi karmaşık süreçler devreye girdiğinde mutlaka bir avukat ile çalışmanız önerilir. Yanlış yapılan bir işlem, süreyi uzatabilir ve davanın kaybedilmesine yol açabilir.

Borçlu, icra takibine itiraz ederse alacaklı ne yapmalıdır?​

İtiraz, takibi durdurur ve alacaklının iki seçeneğinden birini kullanması gerekir: itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması talebi. İtirazın iptali davası, genel mahkemede yargılama gerektirir ve uzun sürebilir. İtirazın kaldırılması ise yalnızca belirli durumlarda ve icra mahkemesi önünde hızlı bir çözüm sağlar. Hangi yola başvurulacağına, takibin dayanağı belgeye ve itirazın gerekçesine göre karar verilmelidir.

Haciz edilen mallar ne zaman satılır?​

Haczedilen menkuller ve taşınmazlar, kıymet takdirinin yapılmasını takiben satışa çıkarılır. Menkuller için satış talebi, kıymet takdirinin tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır; bu süre taşınmazlar için iki yıldır. Süresinde satış talep edilmezse haciz düşer. Alacaklı bu nedenle satış talebinde bulunmayı hiç ihmal etmemelidir.

Alacağın zamanaşımına uğraması ne demektir?​

Zamanaşımı, alacaklının belirli bir süre içinde hakkını talep etmemesi halinde alacak hakkını kaybetmesini ifade eder. Kambiyo senetlerinde 3 yıl, faturaya dayalı alacaklarda 5 yıl ve genel sözleşmelerde 10 yıl gibi süreler geçerli olur. İcra takibi başlatmak, zamanaşımını keser; ancak takibin düşmesi halinde süre yeniden işlemeye başlar.

Borçlunun hiçbir malı yoksa alacaklı ne yapabilir?​

Borçlunun mal varlığı bulunmuyorsa haciz işlemi yapılamaz ve icra dairesi borçluya aciz vesikası düzenler. Bu vesika ile alacaklı, borçlunun ileride edineceği mallar üzerindeki takip hakkını saklı tutar. Ayrıca borçlunun maaşı veya geliri varsa, bu gelir üzerinden haciz uygulanabilir. Aile fertleri üzerindeki malların muvazaalı olduğu ispatlanırsa tasarrufun iptali davası ile tahsilat yoluna gidilebilir.

2026'da zorunlu arabuluculuk hangi uyuşmazlıklarda geçerlidir?​

P
 
Geri